RocketTheme Joomla Templates
     
Ana Sayfa Makaleler Yargıtay’ın İlk Başkanı Cevdet Paşa’ydı
Facebook      
Yargıtay’ın İlk Başkanı Cevdet Paşa’ydı PDF Yazdır
Mustafa Armağan tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 12:07

 

Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 21 Mayıs 2008 tarihli bildirisi, Türkiye’de yüksek yargı organlarının meşruiyeti ve işlevi konusunda yeni bir tartışma başlatmıştı. O tarihlerde tövbekâr darbecilerimizden Hasan Cemal gibi yargıya ‘kırmızı kart’ gösterenler de çıktığına göre bu defa postu kolay deldirmeyeceğimiz söylenebilir.1

Öncelikle belirtelim ki, “Yargıtay” adı, zannedildiği gibi Atatürk zamanında henüz konulmamıştı. 1945 yılında “Teşkilat-ı Esasiye” terimi “Anayasa”ya çevrilir ve dili de Öztürkçeleştirilirken, bir çok kelime gibi “Yargıtay” da Türk Dil Kurumu’nun işgüzar elemanları tarafından uydurulmuştur.

Biliyoruz ki, Yargıtay, kuruluş yılı olan 1868’den bu zamana kadar çeşitli aşamalardan geçmişti ve isim değiştirmeden önce “Temyiz Mahkemesi” adıyla anılıyordu.

1838 yılında, yani Tanzimat’ın ilanından hemen bir yıl önce kurulmuş olan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, Osmanlı Devleti’nde modern tarzda ilk ‘parlamento’ (meclis) sayıldığı gibi, Yargıtay ve Danıştay’ın prototipiydi, ayrıca ilk laik mahkemeler diyebileceğimiz Nizamiye Mahkemeleri’nin de ilk örneğiydi.2

Ancak 30 yıllık yolculuğunun sonunda Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye bu yükü kaldıramadı ve iki kuruma ayrıldı. Birincisi Divan-ı Ahkâm-ı Adliye adını aldı, öbürü de Şura-yı Devlet. Bu iki modern kurumumuzdan birincisi 1945’te dil operatörlerinin elinde Yargıtay, ikincisi ise Danıştay adlarını alacaktı.3

 

 

Mecelle Yargıtay tarafından hazırlanmıştı!

 

Yargıtay’ın kurucusu, son devrin büyük İslam hukukçusu Ahmed Cevdet Paşa’dır. 1868 yılında, ikizi olan ve bir gün zor sabrederek bildirisini yollayan Şura-yı Devlet (Danıştay) ile birlikte kurulan Divan-ı Ahkâm-ı Adliye’nin, yani Yargıtay’ın en önemli icraatından birisi neydi biliyor musunuz? Bugün bazı bölümleri hala kimi Arap ülkeleri ile 1970’lere kadar İsrail’de uygulanmakta olan ve İsviçre Medeni Hukuku’nu alacağız diye alelacele kaldırıp attığımız muazzam bir emek mahsulü olan Mecelle’nin yazımı. Dünya hukuk tarihine altın harflerle geçmiş olan bu büyük hukuk eserinin yazarı, daha doğrusu “müellifi” de Cevdet Paşa’dır. Üstelik kendisi aynı zamanda Yargıtay’ın ilk başkanıdır da!

Tezâkir adlı eserinde Yargıtay’ı nasıl kurduğunu şöyle anlatıyor Paşamız (elbette özetliyor ve dilini -haddim olmamasına rağmen- sadeleştiriyorum):

 

Başına Midhat Paşa’nın geçirildiği Danıştay, gösterişli bir şekilde kuruldu. Bense gösterişe bakmadan temelinin sağlam olmasına özel bir dikkat gösterdim. Dairelerini zamanla edinilen tecrübeler ışığında gelişmeye açık tutarak oluşturdum. Kalemlerini güzelce düzenledim. Böylece Yargıtay, birdenbire değil, adım adım oluştuğu için Danıştay’ın başına sonradan gelen alt üst oluşlardan etkilenmemiştir.

 

Sevgili Cevdet Paşa herhalde iki yıl önceki Yargıtay başkanlarının garip ve çelişkilerle dolu bildiri metnini okusa bunlara yargıç diplomasını verenleri huzuruna çağırıp bir güzel haşlardı.

Üç sene kadar kaldığı Yargıtay Başkanlığı’ndan Sadrazam Âli Paşa ile aralarının açılması üzerine istifa ederek ayrılan Cevdet Paşa, bulunduğu konumun nezaketini hiçbir zaman unutmamış ve makamını siyasetten olabildiğince uzak tutmaya çalışmış, yapılan baskılar karşısında ise şimdikiler gibi hukuk adamlarını toplayıp sokaklara dökülmemişti.

Şunu da söyleyelim ki, Osmanlı’nın Yargıtayı, bugünküne göre çok daha kalın bir dokunulmazlık zırhına sahip olduğu halde görevini siyasileştirmekten ısrarla kaçınmıştır. Zira 1870 yılında çıkarılan içtüzüğüne göre Divan-ı Ahkâm-ı Adliye üyeleri,

1) İstifa etmedikçe,

2) Daha yüksek bir memuriyete tayin edilmedikçe,

3) Aleyhlerinde kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadıkça görevden kesinlikle azledilemezlerdi.

Kuruma Abdülhamid döneminde, 1887’de Yargıtay’a bir dilekçe dairesi eklenmiş, böylece vatandaşa başvuru hakkı da sağlanmıştır. Burada özellikle belirtelim ki, her şeye karışmaya meraklı olan Sultan II. Abdülhamid, adalet bürokrasisine siyasetin karışmaması için azami dikkat sarfetmişti. Hatta idam cezalarını, yetkisini kullanıp affettiği için Adalet Bakanı Abdurrahman Paşa’yla arası açılmış; Paşa bunu, Sultan’ın adaletlerine güvenmediği şeklinde yorumlamış ve istifa etmek istemişti. Ancak Sultan Abdülhamid kendisinin gönlünü almış ve bir insanı öldürmenin sorumluluğunu vicdanen kaldıramadığını, yoksa hakimlerin adaletinden en ufak bir şüphesi bulunmadığını belirtmek ihtiyacını duymuştu.

Düşünün ki, öldüğü zaman Abdurrahman Nureddin Paşa’nın mezarı, Fatih Sultan Mehmed’in türbesinin hemen kapısı önüne yaptırılarak hem Osmanlı’da adalete verilen önem, hem de Paşa’ya duyulan saygı gösterilmek istenmişti.

 

 

Cumhuriyet Yargıtayı’ndan iki çarpıcı kesit

 

Yargıtay tarihinin Cumhuriyet dönemine rastlayan bölümünde çok kritik iki olayı özellikle zikretmemiz lazım.

Birincisi, 1925 yılında Eskişehir’de görev yapan kurumun başında Ömer Lütfi (Salman) Bey bulunmaktadır. Henüz açıklanmayan bir sebeple Ömer Lütfi Bey, Adalet Bakanlığı tarafından azledilmiş, yani görevinden alınmıştır. Bu da Cumhuriyet döneminde siyasetin yargıya müdahalesinin açık bir örneğini teşkil eder. Yargıtay Başkanlığı’ndan alınan ama Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanlığı uhdesinde kalan Ömer Lütfi Bey, kurumun onuruna müdahale saydığı bu siyasî girişimi içine sindiremediği için derhal mesleğinden istifa edecek ve ‘izzet ü ikbal ile’ köşesine çekilecektir.4 Ne de olsa, Abdurrahman Nureddin Paşa’nın zamanında yargının bağımsızlığı ilkesinin ışığında yetişmiş değerli bir Osmanlı hukukşinasıdır.

İkinci olarak, 1966’da Yargıtay Başkanlığı’na seçilen ve 1968 Adli Yılı açılış konuşmasında “Tanrı’yı da insan yaratmıştır” sözünün sahibi olan İmran Öktem’i hatırlatmak istiyorum. Bu söz ve aynı konuşmada Nurculuk aleyhinde sarf ettiği ağır ifadeler sebebiyle halktan büyük tepki toplayan İmran Öktem, daha bir yıl bile geçmeden, 1 Mayıs 1969’da ölmüştür.

Ancak ortada bir sorun vardır: İmamlar, bu ‘Allahsız’ adamın cenaze namazını kıldırmak istememektedirler.

İşte Ankara’daki Maltepe Camii’nin avlusu, 3 Mayıs 1969 günü, belki de Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı tabut başı atışmalarından birine sahne olmuştur.

Avluda iki zıt kalabalık saf tutmuştur: Bir tarafta İmran Öktem’in cenaze namazını kıldırmak istemeyenler, öbür tarafta ise kıldırmak isteyenler durmaktadır.

Bir taraftan “Allahsızların namazı kılınmaz”, öbür taraftan “Atatürk geliyor” haykırışları arasında çıkan itiş kakışta o tarihte CHP Genel Başkanı olarak bulunan İsmet İnönü ezilme tehlikesi geçirmiş ve yanında bulunan bir tuğgeneralin tabancasını çekip insanları korkutmasıyla tehlikeyi atlatmıştı.5

İtişip kakışma orada bitmemiş, Öktem’in cenazesinin taşınması sırasında süren arbede yüzünden tabut neredeyse yere düşecek gibi olmuştu.6 Bunun üzerine İsmet İnönü, “Olay, her manasıyla bir 31 Mart vak’asıdır” diyerek kamuoyunu bir kere daha germeyi ve tahrik etmeyi başarmıştı.

Eh buna bir de geçtiğimiz 24 Şubat 2008’de Prof. Dr. Erdal Yavuz’un Radikal 2’de yayınladığı akıl almaz ifşaatını eklediğimizde tablo aşağı yukarı tamamlanır. İmran Öktem’in cenazesindeki ‘irtica kalkışması’na tepki olarak bütün Yargıtay üye ve mensuplarının toplanıp 7 Mayıs’ta Anıtkabir’e yürümeleri sırasında7 bazı subayların kendisine, “Bu yürüyüşte ateş açılacak, ölenler olacak ve bunun üzerine biz duruma el koyacağız” dediğini aktaran Yavuz, Yargıtay ve provokasyon bağlantısının tarihine güçlü bir ışık tutmuştu.8

Nereden nereye değil mi? Cevdet Paşa’nın temellerini sağlam bir şekilde attığını söylediği kurumun geldiği noktaya bakınca hüzünleniyor insan. İlerliyor muyuz yoksa?

Yargıtay nasıl kurulmuştu?

Seksen dört senesi evahirinde Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye ilga ile müceddeden Şuray-ı Devlet ve Divan-ı Ahkam-ı Adliye meclisleri teşkil ve Şuray-ı Devlet riyaseti Tuna vilayeti valisi Midhat Paşa’ya ve Divan-ı Ahkam-ı Adliye riyaseti fakire [tevcih] olunmağla Dersaadet’e gelip teşkilat-ı adliye ile meşgul oldum. (…) Şuray-ı Devlet ile Divan-ı Ahkam-ı Adliye azasının intihabı için akd olunan encümen-i havass-ı vükelada Fuad Paşa’nın ihtar u teklifi üzerine mevcudların içinden ibtida Divan-ı Ahkam-ı Adliye azasının emr-i intihabı takdim olunmağla ulemadan Kara Halil Efendi ve Ahmed Hilmi Efendi gibi ilm-i fıkıhda en ziyade mahir olanlar ve rical-i devletten dahi güzide zatler Divan-ı Ahkam-ı Adliye azalığına intihab kılındı ve Divan’ın mümeyyizliğine ve zabıt katibliğine müsteid efendiler seçildiği sırada Babıali’de en ziyade sakk bilir bazı zevat dahi memur edildi. Bu cihetle ilamat-ı nizamiye için bir güzel sakk yolu peyda olmuştur. Şuray-ı Devlet pek ziyade alayişli olarak teşkil olundu. Fakir ise alayişe bakmayıp esasının metin olmasına hasr-ı nazar eyledim. Ahkam-ı Adliye dairelerini tedric u tecribe üzerine teşkil ve kalemlerini güzelce tanzim ve mahakim-i nizamiye ilamlarının usul-i sakk u sebkini vaz’-ı makbul ve müstahsen üzerine te’sis ettim. Binaenaleyh devair-i adliye refte refte tevessü’ ve layıkiyle teessüs eylemiş olduğuna mebni sonraları Şuray-ı Devlet’in bid-defaat uğradığı tahavvülat ve inkilabattan salim kalmıştır.

Cevdet Paşa, Tezakir, 40-Tetimme, Hazırlayan: Cavid Baysun, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 84. Krş. Ahmed Cevdet Paşa, Ma’rûzât, Hazırlayan: Yusuf Halaçoğlu, İstanbul 197?, Çağrı Yayınları, s. 198-199.


1 Hasan Cemal, “Demokrasi Dersinden Yargıya Kırık Not!”, Milliyet, 23 Mayıs 2008.

2 Bkz. Ekrem Buğra Akıncı, Osmanlı Mahkemeleri (Tanzimat ve Sonrası), İstanbul 2004, Arı Sanat Yayınları, s. 143.

3 Akıncı, age; M. Âkif Aydın, “Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt 9, İstanbul 1994, s. 387-388; Yıldızhan Yayla, “Adalet ve Yargı”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cilt 4, İstanbul 198?, İletişim Yayınları, s. 921-922; ayrıca bkz. Ali Sel, “Yargıtay (Temyiz Mahkemesi)”, Aylık Ansiklopedi, No. 22, Şubat 1946, s. 701-702.

4 “26 Temmuz 1925 yılında Birinci Başkanlık görevinin isteği dışında geri alınmasını, Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanlığına atanmasını içine sindiremeyerek istifa etmiştir. 1934 yılında da vefat etmiştir.” http://www.yargitay.gov.tr/content/view/115/50/

5 4 Mayıs 1969 tarihli Hürriyet’in manşeti gayet tahrikkâr bir üslup taşımaktadır:

İmran Öktem’in cenaze namazını kıldırtmak istemeyen müfrit bir grup camide bulunanlara saldırınca bir general tabancasını çekerek İnönü’yü korudu. Tuğgeneral Nuri Alpartun: “Yaklaşanı vururum…” diyerek CHP liderini kurtardı.

6 Çetin Altan, “Vaktiyle devrilen bir Yargıtay Başkanı tabutu...”, Milliyet, 8 Haziran 2002.

7 Bu yürüyüş hakkında sıcağı sıcağına bir değerlendirme için bkz. Nihal Atsız, “İrtica artık bir kuvvet değildir”, Gözlem, 15 Mayıs 1969.

8 Erdal Yavuz, “Yanından dönmek”, Radikal 2, 24 Şubat 2008 http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=8027

 

Share/Save/Bookmark
 

İDEAL HUKUK DERGİSİ

Sekizinci Sayı

Altıncı Sayı

Yedinci sayı

Üye girişi



Çevrimiçi üyeler

Yok