RocketTheme Joomla Templates
     
Ana Sayfa Makaleler CEZA MUHAKEMESİNDE DOĞRUDAN SORU YÖNELTME
CEZA MUHAKEMESİNDE DOĞRUDAN SORU YÖNELTME PDF Yazdır
Ahmet Emrah AKYAZAN tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 05 Temmuz 2010 12:19

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, iyi hazırlanmış bir dosyayla duruşmaya başlanmasını, duruşmanın mümkün olduğunca kesilmeksizin devam etmesini, taraflara doğrudan soru sorma hakkı vermek suretiyle, onların aktif bir şekilde muhakemeye katılmalarını, böylece sözlülük ilkesinin ve çelişme yönteminin hayata geçirilerek, delillerin ortaya konulması ve tartışılmasını amaçlamıştır. Bu çerçevede, 201. maddede, cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukata, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere doğrudan soru yöneltme imkânı tanınmıştır.1 Getirilen bu yeni düzenleme, taraf muhakemesi sistemindeki çapraz sorgu usulü değil, doğrudan soru sorabilme hak ve olanağıdır. Bu itibarla 201. maddeyi, makam muhakemesi sistemi çerçevesinde, adil yargılama ilkesine hizmet etmeye yönelik bir hüküm olarak değerlendirmek gerekmektedir.

 

201. maddenin uygulanması bakımından, öncelikle tarafların hangi sıra ve düzen içerisinde soru yöneltebileceklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; hukukumuzda, taraf muhakemesi sisteminden farklı olarak, tanıkların ve diğer kişilerin dinlenmesi ve onlara soru sorulmasının birbirinden farklı işlemler olduğudur. Bu işin taraflara bırakılması, diğer bir ifade ile CMK m. 201 kapsamında gerçekleştirilmesi mümkün değildir.2 Doğrudan soru yöneltme hakkı, mahkeme başkanı veya hâkimin ilgili kişiyi dinlemesinden sonra kullanılacaktır. Mahkeme başkanı veya hâkim, dinlenen kişi sanık ise sorgu; tanık, bilirkişi veya duruşmaya katılan diğer bir kişi ise dinleme ve soru yöneltme (CMK m. 59/2) işlemini öncelikle bizzat gerçekleştirecektir. Bu aşamanın tamamlanmasından sonra, CMK m. 201 bakımından, soruların sorulmasına imkân tanınmalı, bu işlem de tamamlandıktan sonra, mahkeme başkanı veya hâkim, eksik kaldığını düşündüğü veya açıklanmayan bazı noktaların netlik kazanabilmesini sağlamak amacıyla yeniden soru sormalıdır (CMK m. 59/2). Bu bakımdan mahkeme başkanının veya hâkimin ya da diğer hâkim üyelerin, ilgililerce doğrudan soru yöneltme hakkı kullanılırken bunu kesip araya girerek kendi sorularını sormaya başlamaları şeklindeki bir tutum doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Böyle bir yaklaşım, iddia ve savunma hakkının ihlâline sebep olacağı gibi, duruşma disiplininin de bozulmasına yol açabilir. Bu itibarla açıkladığımız şekilde hareket edilerek, dinleme ve soru yöneltme işlemlerinin birbirine karıştırılmadan gerçekleştirilmesi sağlanabilecektir. Böyle bir uygulama kanaatimizce makam muhakemesi sisteminin mantığına da uygun olacaktır.

 

Mahkeme başkanı veya hâkim dışında kalan diğer kişilerce doğrudan soru yöneltme hakkının kullanılma sırası bakımından da, CMK m. 215 ve özellikle CMK m. 216’daki hükümlerden yararlanılacaktır. CMK m. 216/1’e göre; ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. O hâlde ilgili kişi, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından öncelikle dinlenecek (veya sorgulanacak), sonra söz önce katılan vekiline, sonra cumhuriyet savcısına, daha sonra da müdafie verilecek ve bu süjeler sırayla doğrudan soru yöneltme haklarını kullanacaklardır (CMK m. 216/1). Bu noktada incelenmesi gereken bir husus ortaya çıkmaktadır. Doğrudan soru yöneltme hakkına sahip olmayan, ama mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru sorma hakları olan sanık ve katılan hangi sıra ile soru soracaktır? Bizce, CMK m. 216/1’deki sıra bu konuda da geçerli olacaktır. Yani, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından, dinleme veya sorgu gerçekleştirildikten sonra, söz önce hazır bulunan katılana verilmeli ve katılana, mahkeme başkanı veya hâkim aracılığıyla soru yöneltme imkânı tanınmalıdır. Sonra katılan vekili ve ardından cumhuriyet savcısı doğrudan soru yöneltme haklarını kullanacaklardır. Daha sonra sanık, mahkeme başkanı veya hâkim aracılığıyla soru yöneltme hakkını kullanacak, ardından müdafii doğrudan soru yöneltebilecektir.3

 

İncelenmesi gereken bir diğer konu da, soru sormak isteyenlerin mahkeme başkanı veya hâkimden izin istemek zorunda olup olmadıklarıdır. Düşüncemize göre soru sormak için izin istemeye gerek yoktur. Fakat tasarı gerekçesinde (m. 207) de belirtildiği gibi soru sormak isteyenlerin öncelikle mahkeme başkanı veya hâkimden söz istemeleri gerekmektedir. Bu konuda Karşılaştırmalı Hukuk’a baktığımızda, Fransız Ceza Usul Kanunu’nun 312. maddesindeki açık hüküm dolayısıyla, soru yöneltme, ancak mahkeme başkanından söz almak suretiyle mümkün olabilmektedir.4 CMK m. 201’de ise böyle bir açıklık yoktur. Bununla birlikte gerek maddede yer alan “duruşma disiplinine uygun olarak” ifadesi, gerekse CMK m. 203/1’de yer alan düzenleme karşısında, ilgililerin ancak başkan veya hâkimden söz almak suretiyle soru yöneltme haklarını kullanacaklarını kabul etmek gerekir. Yine mahkeme başkanı veya hâkimin CMK m. 192’den kaynaklanan duruşmayı yönetme yetkisi ve görevi de bu sonuca varılmasını haklı kılmaktadır. Sonuç olarak CMK m. 201’e göre doğrudan soru yöneltme imkânına sahip olan; Cumhuriyet Savcısı, müdafi ve vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat, mahkeme başkanı veya hâkimden söz alarak ilgililere doğrudan soru yöneltebileceklerdir. Aynı şekilde sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile ilgililere soru yöneltmek istediklerinde, mahkeme başkanı veya hâkimden söz alarak, sorularını yöneltebileceklerdir.

 

Üzerinde durulması gereken diğer bir konu ise, doğrudan soru yöneltmenin kapsamı ve sınırlarıdır. Bu konu hakkında yasada açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki, sorulacak soruların niteliğinin belirlenmesinde, “iddia ve savunma hakkı” (Any. m. 36) esas alınmalıdır. Yasada belirtilen kişilere soru sorulması, maddî gerçeğe ulaşmada bir araç, delil elde etme vasıtası olacağına göre, genel olarak soruların bu amaca yönelik ve uygun olması gerekmektedir. Başka bir ifade ile, olayın aydınlatılması bakımından önem taşımayan, gerekli olmayan, yargılamayı uzatma amacı taşıyan, konu ile ilgisi olmayan, örneğin sadece soru yöneltilen kişinin ahlâkî ve manevî kişiliği ile ilgili soruların sorulması, maddenin amacına aykırı olacaktır. Tanığı veya sanığı ya da katılanı küçük düşürme veya propaganda amacı da, yargılamayı uzatma maksadı içinde değerlendirilmektedir. Bu açıdan CMK, temel ilkelere göre şekillendirilen muhakeme açısından, hakların kötüye kullanılmasını önleyici prensip ve kurallara da yer vermiştir. Doğrudan soru yöneltme hakkının suiistimal edilmesinin önlenmesi amacı ile de, yöneltilen soruya itiraz edildiğinde, sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı veya hâkim karar verecektir.5 Ancak mahkeme başkanı veya hâkim, tarafların itirazlarından bağımsız olarak, sorulan soruları re’sen denetleme yetkisine sahiptir. 201. maddede her ne kadar bu konuda Fransız Kanunu’nda olduğu gibi açık bir atıf6 bulunmasa da, madde yer alan “duruşma disiplinine uygun olarak” soru yöneltileceği ifadesi, re’sen denetleme yetkisini başkana veya hâkime vermektedir.7 Bu yetki bakımından, delil ikamesi talebinin reddine ilişkin CMK m. 206 hükmü belirleyici olacaktır. Mahkeme başkanı veya hâkim, sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine karar verirken CMK m. 206/2’de belirtilen esasları dikkate alacaktır. Buna göre, sorunun karşılığı olan cevap ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa (m. 206/2 – b) veya soru sadece davayı uzatmak maksadıyla sorulmuşsa (m. 206/2 – c) ya da soru, kanuna aykırı olarak elde edilen bir veriye dayanıyor ise (m. 206/2 – a), sorunun sorulması engellenebilecektir. Ancak mahkeme başkanı veya hâkim, bu ret sebepleri ile sınırlı kalmayarak, ceza muhakemesinin temel ilkelerine veya insan haklarına saldırı niteliği taşıyan soruların sorulmasını, itiraz gelsin veya gelmesin engelleyebilecektir.8

Doğrudan soru yöneltmede amaç ve yöntem de, incelenmesi gereken diğer bir konudur. Doğrudan soru yöneltmede taraflar, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından gerçekleştirilecek dinleme (veya sorgu) ve soru yöneltme işleminden sonra, ilgiliye soru yönelterek, kendi iddialarını doğrulayacak ve/veya karşı iddiaları zayıflatacak ya da çürütecek cevaplar almaya çalışacaklardır. Doğrudan soru yöneltmede, her olayın özelliğine göre sorular sorularak, dinlenenin söylediklerine açıklık getirmesi veya söylediklerinin gerçek dışı olduğu düşünülüyorsa, bunun ortaya konulması sağlanmalıdır. Örneğin bir tanığın önceden ezberlediği bir senaryoya ilişkin açıklamalar yaptığı izlenimine sahip olan müdafi, soracağı sorular ile tanığın, tanıklık yaptığı tarihe ilişkin olayları bu kadar net olarak hatırlamasının mümkün olmadığını, daha yakın ve tanıkça bilinmesi gereken olayları hatırlamadığını ortaya çıkarabilir. Burada amaç, sonraki savunma veya iddia bakımından değerlendirilebilecek bazı cevaplar elde etmektir.

 

Doğrudan soru yöneltme işleminin etkili bir şekilde kullanılabilmesi için en önemli konu hazırlıktır. Taraflar dava dosyası üzerinde önceden çalışmalıdırlar. Özellikle sorulacak soruların önceden tespit edilebilmesi için, duruşmada dinlenecek veya dinlenme ihtimali bulunan her kişi hakkında bir ön araştırma yapılmalı, eğer mümkün ise bu kişilerle duruşmadan önce mutlaka görüşülmeli ve dava konusu olay hakkında bilgi alınmaya çalışılmalıdır.9 Doğrudan soru yöneltme işleminin başarılı şekilde gerçekleştirilebilmesi için, dava dosyasına her yönüyle hâkim olmak ve dosyada yer alan bilgi ve belgeleri akılda tutmak gereklidir. Bu kapsamda uygulayıcıların bugüne kadar duruşmaya ilişkin edinmiş oldukları alışkanlıkları bir kenara bırakmaları, yeni bir anlayış ve çalışma disiplini ile hareket ederek, muhakemeye aktif şekilde katılma konusunda istekli olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde CMK m. 201’den beklenen yararlar gerçekleşemeyecektir.

 

Belirtilmesi gereken bir husus da, doğrudan soru yöneltme işleminin, duruşmanın düzenine uygun bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Bu bakımdan, doğrudan soru yöneltme işleminin muhatabı kim olursa olsun, uygulayıcı hiçbir zaman kendisini dava ile özdeşleştirmemeli, saldırgan ve sinirli bir tutum içerisine girmemelidir. Soru sorarken muhataba dostça yaklaşılmalı, tanık, sanık veya dinlenen diğer kişiler mümkün olduğunca rahatlatılmalıdır. Nitekim pek çok davada, hukukçu olmayan ve belki de resmî makamlar karşısına ilk kez çıkan bir kişi, çoğunlukla çeşitli duygu, düşünce ve kaygılar içinde mahkeme salonuna gelir. Kişi, aslında normal olan tüm bu tepkiler nedeniyle stresli ve huzursuz bir psikolojik durum içerisindedir. Böyle bir ruh hâli içerisinde olan kişiler önünde, saldırgan ve suçlayıcı bir tutum içerisine girmek, hem soru yöneltme işleminden beklenen yararın sağlanamamasına neden olur, hem de duruşmanın disiplini bozulabilir. Bu nedenlerle uygulayıcı, soru yönelteceği kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumu iyi bir şekilde değerlendirebilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Sakin, olumlu, anlayışlı ve iş birlikçi bir tutum sergilemek, genellikle verimli sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

 

Son olarak değinilmesi gereken bir konu da, doğrudan soru yöneltme hakkının kullanılmasının sebepsiz yere kısıtlanamayacağıdır. Bu hakkın kullanımının, nedensiz ya da akla yatkın olmayan nedenlerle kısıtlanması, iddia veya savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir. Mahkeme başkanı veya hâkimin, doğrudan soru yöneltme sırasında sorulan sorular üzerinde denetim yetkisi bulunmakla birlikte, bu hakkın kısıtlanması sonucunu doğuracak uygulamalardan kaçınması yükümlülüğü bulunmaktadır.

 

Soru yöneltme hakkına sahip olan süjeler, duruşma disiplinine uygun davranmak durumundadırlar. Ancak başkan veya hâkimin doğrudan soru sorulmasını sebepsiz yere engellemesi veya doğrudan soru sormanın duruşmadaki düzeni bozacağı iddiasıyla engellemesi gibi durumlarda, ilgili tarafın itirazda bulunup soru sormak istediğini belirtmesi, duruşma disiplinini bozmaz.10 Diğer taraftan, doğrudan soru yöneltme hakkına sahip olan Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekilin bu yöndeki taleplerine karşılık, başkan veya hâkim, sorunun önce kendisine bildirilmesini isteyemez, aksi takdirde bir hukuk kuralının yanlış uygulanması söz konusu olacaktır ki, bu da bir temyiz nedenidir (CMK m. 288/2).11 Ayrıca, soru sorma hakkının sebepsiz yere kullandırılmaması veya hukuka aykırı şekilde kısıtlanması, iddia veya savunma hakkının da ihlâli anlamına geleceği için, ilgili tarafın bu durumu duruşma kayıtlarına geçirtme hakkı da olacaktır. Çünkü böyle bir sınırlandırmanın gerçekleştirilmesi, CMK m. 288 ve 289/1 – h hükmü gereğince, hukuka aykırılık hâli olarak değerlendirilecektir. Bu nedenle mahkeme başkanı veya hâkimin, doğrudan soru yöneltme hakkının kullanılması için, makul bir süreyi ilgili makamlara tanıması gerekir. Makul sürenin uzunluğu, her davanın niteliğine ve dinlenen kişinin sahip olduğu bilgi birikimine göre değişecektir. Bu bakımdan eski CMUK döneminde ileri sürülen; “yeterli zaman olmadığı”, “aynı gün çok duruşma olduğu”, “iş yoğunluğu” gibi gerekçeler veya alt yapı eksikliklerinin bulunduğu şeklindeki gerekçeler öne sürülerek soru yöneltme hakkının kısıtlanması durumunda, iddia veya savunma hakkı, geçerli haklı bir gerekçe olmaksızın kısıtlanmış olacak, bu da bir hukuka aykırılık hâli teşkil edecektir. Bu konuda Yargıtay’ın net bir kararına henüz ulaşılamamakla beraber, Yüksek Mahkeme’nin bir kararında, 201. maddenin uygulanmasının sağlanması konusunda gösterdiği hassasiyet umut vericidir.12

 

Sonuç olarak, CMK m. 201’de düzenlenen doğrudan soru yöneltme faaliyeti, taraf muhakemesi sisteminde uygulanan çapraz sorgu usulü değil, adil yargılama ilkesine hizmet eden ve bu sistemin kısmen yansıması niteliğinde olan bir ceza muhakemesi işlemidir. Yapılan düzenleme, uygulanabildiği takdirde, oldukça önemli bir gelişmedir. Hatta doktrinde, doğrudan soru yöneltme hakkının, adil yargılama ilkesinin gerçekleştirilebilmesi için belki de yeni yasanın getirdiği en önemli düzenleme olduğu söylenmiş ve bu düzenlemenin uygulamada mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.13 Ancak, 201. maddenin etkili şekilde uygulanabilmesi için hukuk uygulayıcılarının eski yasa dönemindeki bazı alışkanlıklarını terk etmeleri gerekmektedir. Bu konuda, uygulamanın gerçekleştirilmesi ve geliştirilerek sürdürülebilmesi için özellikle ve öncelikle avukatlara önemli görevler düşmektedir. Onların yasa ile kendilerine tanınan bu imkânı kullanma konusunda hazır ve istekli olmaları gerekmektedir. Aslında soru yöneltme hakkının kullanılması mahkemenin ve iddia makamının da yararınadır. Unutulmamalıdır ki, bu sistem, ancak bu uygulamayı gerçekleştiren ve bundan mutluluk duyan avukatların çabalarıyla mahkemelere kabul ettirilebilir. Bu nedenle avukatlar, bu yöntemin kendilerine sunduğu olanakları tam olarak değerlendirebilmelidirler. Avukatlar bu yöntemi, savunma teknikleri içerisine tam olarak entegre etmeli ve bu yöntemin sağladığı yararı sadece savcıya bırakmamalıdırlar. Bu çerçevede, doğrudan soru yöneltme hakkı ve uygulaması konusunda barolarca eğitim seminerleri ve konferanslar düzenlenmeli, bu düzenleme uygulayıcılara tanıtılmalıdır. Hatta baroların staj eğitim çalışmalarında, doğrudan soru yöneltme konusunda stajyer avukatlar bilgilendirilmeli ve duruşmalarda bu hakkın kullanılması konusunda desteklenmelidirler. Düşüncemize göre, baroların bu konudaki çalışmaları ve faaliyetleri, düzenlemenin uygulamada yerleşmesi konusunda büyük yarar sağlayabilir. Uygulayıcılar, zamanla ve meslek kuruluşları tarafından gerçekleştirilecek eğitim çalışmaları ile kendilerini doğrudan soru yöneltme konusunda geliştirebilirler. Bu şekilde, zaman içerisinde uygulayıcıların bu konuda bilgi ve deneyimleri artacak ve CMK m. 201’in uygulanması da bu oranda gelişecek, böylece ceza muhakemesi çok daha yararlı ve zengin bir hâle gelecektir.

* Avukat, İstanbul Üniversitesi Doktora Öğrencisi.

1 Tanığın ve duruşmada ifade veren diğer kişilerin açıklamaları, geçmişte meydana gelmiş bir olayın muhakeme sırasında temsilini sağlayan delil araçlarıdır. Gerçeğe ulaşabilmek için bu araçlara ihtiyaç vardır. Ancak diğer taraftan, bu beyanlar, masum kişilerin mahkûm edilmesine de yol açabilir. Gerçekten, bir yüzyıldan beri insanın teşhisinin çok hatalı olabileceği bilinmektedir. Bu konuda psikolog Hugo Münsterberg’in yaptığı deneyler, 1908’de yayınlanmıştır ve insanın en son olayları hatırlamasında bile pek çok hatalar olduğunu göstermiştir. James MARSHALL: Law And Psychology In Conflict (Indianapolis, 1966)’dan nakleden Marvin ZALMAN: Criminal Procedure Constitution And Society (New Jersey, 2005), 316.

2 Taraf muhakemesi sisteminde ise, tanığın dinlenmesi ve soru sorulması diye iki ayrı işlem bulunmaz, tanığın sorgulanması söz konusudur. Bu sistemde, mahkemede sorgu dört aşamadan oluşmaktadır. Bu dört aşama çağrılan her tanık bakımından ayrı ayrı gerçekleştirilir. Birinci aşama, iddia ve savunma makamlarının kendi getirdikleri tanıkları önce kendilerinin sorguya çektikleri doğrudan sorgu (direct examination) aşamasıdır. İkinci aşama ise, taraflardan birinin karşı tarafın tanıklarını sorgulaması, yani çapraz sorgu (cross examination) aşamasıdır. Üçüncü aşama, eksikliklerin tamamlanması amacıyla tarafların kendi tanıklarını yeniden sorguladıkları yeniden sorgu (re – examination veya redirect examination) aşamasıdır. Üçüncü aşamadan sonra, dördüncü aşama olarak, karşı taraf yeniden soru sorar. Diğer bir ifade ile karşı taraf, tanığı ikinci kez çapraz sorgulama hakkını kullanır. Buna yeniden çapraz sorgu (recross – examination) denir.

3 CMK m. 216/1 hükmünün yazımı itibariyle tartışılabilecek bir husus da, madde hükmünde, sözün “katılana veya vekiline” verileceğinin ifade edilmesidir. Bu durumda, katılan veya vekilinden sadece birinin mi söz hakkı olacaktır? Bizce CMK m. 201 katılana, mahkeme başkanı veya hâkim aracılığıyla; vekiline de doğrudan doğruya soru yöneltme hakkı vermiştir. O hâlde hem katılan hem de vekilinin ayrı ayrı kendilerine tanınan şekillerde soru sorabilme hakları olmalıdır. Kanaatimizce bu bakış açısı, muhakemenin kolektif hüküm verilmesi özelliğine de daha uygun düşmektedir.

4 FCMK m. 312: “309. maddedeki esaslar saklı kalmak kaydıyla, savcı ve tarafların avukatları, mahkeme başkanından söz alarak sanığa, müdahil tarafa, tanıklara ve mahkemeye çağrılan herkese doğrudan sorular sorabilirler. Sanık ve müdahil taraf da mahkeme başkanının aracılığıyla soru sorabilirler.” Bu düzenlemede sözü geçen 309. madde ise, mahkeme başkanının duruşmayı yönetme yetkisine ilişkin olup şöyledir: “Mahkeme başkanı, mahkemenin polisidir ve duruşmaların düzenini sağlar. Mahkemenin saygınlığına zarar verebilecek ve mahkeme neticesinde daha fazla kesinlik sağlama ümidi olmayan ve sadece mahkemenin uzamasına yol açacak her şeyi önler.” Bkz. Christophe AYELA, Jacques MESTRE ve Valérie PERONNET: Vérités Croisées: Cross Examination, Une Petite Révolution Procédurale (Paris, 2005), 122.

5 Sorulacak soruların niteliği bakımından yasada herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Ancak, her hâlde bu soruların, ceza muhakemesinin temel ilkeleri ile temel hak ve özgürlükleri ihlâl etmemesi gerekmektedir. İşte yöneltilen bir soruya itiraz edilebilmesi de bu gerekliliğin bir sonucudur.

6 FCMK m. 312: “309. maddedeki esaslar saklı kalmak kaydıyla…” Bkz. 4 nolu dipnot.

7 Kaldı ki, CMK m. 203/1 ve m. 192/1 hükümleri de aynı sonuca varılmasını gerektirmektedir. Diğer taraftan, Fransız doktrininde de, Fransız Ceza Usul Kanunu’nun 309. maddesinin, duruşmaların saygınlığının korunması ve duruşmaların gereksiz şekilde uzatılmasının önlenmesi konusunda takdir hakkını yargıca verdiği ifade edilmektedir. Bu bakımdan Fransız Hukuku’nda yargıç, konu ile ilgisiz bulduğu soruyu her zaman iptal edebilme yetkisine sahiptir. Bkz. Christophe AYELA, Jacques MESTRE ve Valérie PERONNET: a.g.e., 130.

8Mahkeme başkanı veya hâkim, yargılamanın adil olarak yapılmasını sağlamalıdır. Bu bakımdan, CMK m. 203’teki yetkisini kullanarak, duruşmanın sükûnetini bozan polemiklere, tartışmalara, karşılıklı söz “düellolarına” engel olmak durumundadır. Doğrudan soru yöneltme imkânı, maddî gerçeği bulmak amacına yönelik olarak kullanılan bir araçtır. Ancak bu kapsamın dışına taşacak, duruşmanın sükûnetini ve düzenini bozacak sorular başkan veya hâkim tarafından engellenecektir. Doğrudan soru yöneltilmesi, hak sahipleri için sınırsız bir yetki ve olanak olmayıp, duruşmanın disiplini, düzeni, maddî gerçeğe ulaşma amacı ve adil yargılanma hakkı ile sınırlıdır.

9 Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 24. maddesine göre avukat, ileride tanık olarak dinlenecek kimselerden istisnaî olarak bazı hususları öğrenmek mecburiyetinde kalmış olursa, onları etkilemiş olma şüphesi altına düşmekten kaçınmalıdır. Avukat tanıklara tavsiyelerde bulunamaz, ne şekilde tanıklık edecekleri veya hâkim önünde nasıl hareket edecekleri hakkında talimat veremez. Türkiye’de avukatların, ABD’de olduğu gibi tanıklardan duruşmadan önce resmî bir ifade alma imkânları bulunmamaktadır. Bununla birlikte, tanıklarla önceden görüşmeyi engelleyen bir düzenleme de bulunmamaktadır.

10 Uygulamaya ilişkin bir örnek için bkz. Gültekin MÜFTÜOĞLU: Ben Bir Ceza Avukatıyım II (Ankara, 2002), 203 – 204.

11 Doğrudan soru yöneltmenin amacı, ilgili tarafın, beyan sahibi ile doğrudan diyalogda bulunabilmesidir. Bu şekilde doğrudan yüze karşı, bilinçli ve önceden düşünülmüş soruların sorulması, maddî gerçeğin ortaya çıkması bakımından faydalı olacaktır.

12 Bkz. Y. 4. CD, 17.12.2007 tarih ve 2006/3203 E., 2007/10902 K. sayılı karar.

13 Bkz. Bahri ÖZTÜRK ve Mustafa Ruhan ERDEM: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku (Ankara, 2006), 657 vd.

 

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Giriş Formu

Beni Hatırla

Anket

Anayasa değişikliği referandumda ne yönde oy kullanacaksınız?