RocketTheme Joomla Templates
     
Ana Sayfa Haberler HUKUKÇULAR DERNEĞİ ANAYASA TASLAĞI
Facebook      
HUKUKÇULAR DERNEĞİ ANAYASA TASLAĞI PDF Yazdır
Pazartesi, 13 Şubat 2012 00:00

Derneğimiz tarafından hazırlanan "ANAYASA TASLAĞI" 13.02.2012 Pazartesi günü Barcelo Eresin Otel (Topkapı)'da yapılan kahvaltılı basın toplantısıyla tanıtıldı.

ANAYASA TASLAĞIMIZ GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Toplantıda yapılan basın açıklaması şu şekildedir:

 

"Halk nezdinde yeni bir anayasaya olan ihtiyaç ve beklenti konusunda genel bir kabul bulunmakta. Bu güne kadar yeni anayasa ile ilgili temenniler dile getirilmiş ancak anayasanın hangi ilkeler üzerine inşa edileceği neleri düzenleyeceği, mevcut sorunlarımızın neler olduğu ve bu sorunlara çözüm önerileri fazlaca konuşulmadı/konuşulamadı.

Gündemi bol ve çok sık değişen Türk Siyasi hayatı Türkiye için çok önemli olan Anayasal sistemi ile ilgili olarak düşünsel faaliyetlere başlayamadan her güne yeni sorunlar, krizler ve kavgalarla başlamakta.

12 Eylül referandumunda evet bloğu içerisinde “yetmez ama evet” diyen Hukukçular derneği 42 yıllık köklü geçmişi ile üyelerinin oluşturmuş olduğu sorunlara çözüm önerilerinin ışığında elinizdeki taslağı hazırlamıştır. Bizler her türlü eleştiriye açık olarak taslağımızın tartışılmasını önerilerimizi paylaşmak ve bu sürece katkıda bulunmak istedik.

Biz vesayet ve statükonun temelinin atıldığı 61 anayasasına geri dönüşü veya bugünkü sorunların çatısını oluşturan 82 anayasasının revizyonunun yapılarak yeniymiş gibi önümüze getirilmesini kabul etmiyoruz. Biz tespit edilen sorunlara verilecek net yanıtlarla oluşturulacak ihtiyaçları karşılayan özgürlükçü yeni bir anayasa istiyoruz. Sorumluluk bilinci bu taslağı meydana getirdi.

Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasası 1980 askeri darbesinin sonunda ortaya çıkmış olup, darbe döneminin tüm izlerini bünyesinde taşımaktadır. Darbeyi yapan devletin bir kurumu olan silahlı kuvvetler olduğu için, 1982 Anayasası tüm yönüyle, güçlü bürokratik yapıyı öngören, bu güçlü bürokratik yapı karşısında seçimle gelmiş meclisi, hükümetleri ve demokratik iradesini ortaya koyan halkı ikinci plana atan, güçsüzleştiren bir sistemi kabul etmiştir.

Bu sistem 1982 Anayasasının tüm maddelerinde, başlangıç kısmında ve ruhunda kendisini tüm ağırlığıyla hissettirmektedir. Anayasanın kurduğu kurumlar da bu bürokratik yapıyı tam olarak desteklemektedir.

1982 Anayasasını yapan darbeci zihniyet, kendilerinde gelecek kuşakların anayasasını değiştirmesini engelleme hakkını bulmuşlar, Geçici 15. Madde ile de kendilerine dokunulmasının önüne geçmişler daha sonra yapılması muhtemel müdahalelerinde önündeki engelleri kaldırmışlardır. Kendilerini Cumhurbaşkanı seçtirmişler ve kendilerine “başkomutanlık” diye hiçbir karşılığı olmayan bir makam da ihdas etmişlerdir. Böylece barış zamanlarında silahlı kuvvetlerin başı olmaya devam edeceklerdir.

Bütün bu gayrımeşru amaç ve eylemlerin de dışında, kurdukları sistem demokrasinin en temel ilkesi olan erkler ayrılığı ilkesini de büsbütün heba etmiştir. Öyle ki; anayasa ile kabul edilen parlementer sistem ile yasama ve yürütme iç içe geçmiş, kurdukları HSYK ile yargıyı da yürütmenin insafına bırakmışlardır. Yapacakları bir darbe ile istedikleri an hükümeti –ve dolayısıyla meclisi ve yargıyı- saf dışı bırakacağına inanan darbe zihniyeti için, bu sistem son derece mükemmel bir sistem olmuştur.

Bugün geldiğimiz noktada, demokrasi dışı odaklar bir bir yargı karşısına çıkmaya başlamış, derin devlet gün yüzüne çıkmış, darbeciler yargılanmaya başlamıştır. Düne kadar yasak olan ve devleti yıkmaya çalışmak olarak algılanılan birçok husus bugün demokratik şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Ve artık gerçekten demokratik, katılımcı, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa yapma zamanı gelmiştir.

Haziran/2011 seçimlerinin hemen ertesinde ciddi şekilde tartışılmaya başlanan yeni anayasa konusunda bu güne kadar birkaç anayasa taslağı kamuoyuna yansımıştır. Bu taslakların da içeriği kamuoyunda fazlaca tartışılma imkanı bulamamıştır.

Hukukçular Derneği olarak biz, %90’ını avukatların oluşturduğu 42 yıllık köklü bir derneğiz. Avukatlar ise hem halkla, hem bürokrasiyle, hem devletle, hem de diğer kurumlarla doğrudan ve birebir iletişim içerisinde olan kişilerdir. Halk ile bu kurumlar arasındaki irtibatı da çoğu zaman sağlayan yine avukatlardır. O nedenle bu ülkenin sorunlarını da en iyi bilen meslek gruplarının başında avukatlar gelmektedir. O nedenle biz taslağımızı hazırlarken geçmişten gelen köklü geleneğimizin bakış açısı üyelerimizin çalışmaları ve olayların bizzat içinde olmanın tecrübesiyle ANAYASA TASLAĞIMIZI sorunlara çözüm olabilmesi için hazırladık.

Bizim kanaatimiz toplumsal bir sözleşme olan anayasanın, öncelikle bu sözleşmenin tarafı olan bireyleri ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini düzenlemesi, daha sonra ise bu temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak ve koruyacak devleti düzenlemelidir. Yani devlete göre birey değil, bireye göre devlet konumlandırılmalıdır. O nedenle taslağımızda öncelikle bireyi, daha sonra ise devleti düzenledik.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları içerisinde farklı inançlardan, farklı düşüncelerden, farklı etnik kökenlerden gelen insanlar bulunmaktadır. Birçok farklı siyasi görüş ve destekçisi bulunmaktadır. Tüm bu çeşitlilik bizim zenginliğimizdir. Değişen, globalleşen modern dünyada devlet sistemlerinde ideolojiler, dinler ve etnik kökenler yerini eşitlik, özgürlük ve adalet gibi evrensel değerlere bırakmış durumdadır. Belli bir ideolojinin ürünü olan anayasalar, o ideolojiyi paylaşmayan bireyler için dışlayıcı, ayırıcı ve küstürücü olmaktan ileri gitmemiştir. 1961 ve 1982 Anayasaları da belli ideolojileri benimsemiş olup, o ideolojileri benimsemeyen bireyler, hep kendilerini dışlanmış hissetmiş, devleti ve toplumun genelini kendisine ait hissedememiştir. Ayrıca bir kısım kişi ya da odaklar tarafından, anayasalarda yer alan bu ideolojiler, kişilerin demokratik haklarını kullanmasının önüne hep bir engel olarak konulmuştur. Bu nedenle toplumun ve devletin temelini oluşturan anayasanın belli bir ideolojiye sahip olması düşünülemezdi. Anayasa taslağımızda da hiçbir ideolojiye yer verilmemiş, eşitlik, özgürlük ve adalet, taslağımızda temel prensipler olarak benimsenmiştir.

Nasıl ki 1982 Anayasasını yapanların bizim hak ve hürriyetlerimiz ile irademizi ipotek altına alma hakkı bulunamadığı kanaatindeysek, bizim de gelecek nesillerin iradelerini ipotek altına alma hakkımız yoktur. Bugün bizim anayasayı değiştirme hakkımız olduğu gibi, gelecek nesillerinde anayasayı değiştirme hakları olmalıdır. Bu nedenle taslağımızda hiçbir değiştirilemez madde yer almamıştır.  Mevcut değiştirilemez olarak iddia edilen maddelere de yer verilmemiştir.

Temel hak ve hürriyetler 61 ve 82 anayasalarında devleti koruma düşüncesi ile sürekli kısıtlanmış, “devlet” temel hak ve hürriyetlerin sınırı olarak sürekli karşımıza çıkmıştır. Bir temel hak veya hürriyeti düzenleyen maddenin hemen altında, “ama” ile başlayan cümlelerle o hakkın sınırları sayılmıştır. Bu haliyle 1982 anayasası için toplumda birçok kesim tarafından “AMAYASA” tabiri kullanılmıştır. Taslağımızda temel hak ve hürriyetler yeniden düzenlenmiş, açık net ve özgürlükçü bir biçimde yeniden kaleme alınmıştır.

Temel hak ve hürriyetlerde insanlık onuru ve haysiyet kavramları her türlü haktan öncelikli olarak düzenlenmiş, böylece en temel ilkelerden biri haline gelmiştir.

Vatandaşlık başlığı altında vatandaşı değil “Türk”ü tanımlayan 1961 ve 1982 anayasalarındaki tanım yerine, gerçekten vatandaşı tanımlayan bir metin getirilmiş, doğuştan vatandaş olan hiç kimsenin vatandaşlıktan çıkarılamayacağı kabul edilmiştir.

Basın hürriyeti konusu yeniden ele alınmış, özellikle 1982 anayasasında yer alan mahkeme ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısı tarafından yayınların toplatılabileceğine dair ifadeler tamamen çıkarılmıştır. Çünkü toplatma; niteliği gereği bir tedbir değil adeta bir “hüküm”dür. İçeriğinin suç oluşturduğu mahkeme kararıyla sabit olmayan bir yayının toplatılabilmesi (üstelik cumhuriyet savcısının emriyle), basın hürriyetinin önündeki en büyük engeldi. Taslağımızda mahkeme tarafından dahi tedbiren toplatılamayacağı esası getirilmiştir. Sadece yargılama sonuna kadar dağıtımı tedbiren durdurulabilecek ve bir yayının içeriğinin suç olduğu mahkeme kararıyla tespit edilirse ancak o zaman toplatma yapılabilecektir.

Taslağımızda devlet de yeniden ele alınmıştır. 82 Anayasasında halkın üzerinde bir üst makam olan devletin, asıl varoluş sebebi olan vatandaşının hak ve hürriyetlerini korumak amacı, taslağımızda devletin en temel görevi olarak yer almıştır.

Demokrasinin en temel unsurlarından birisi erkler ayrılığı ilkesidir. Erkler ayrılığı ilkesine göre kısaca yasama organı kanun yapar, yürütme organı bu kanunları yürütür, yargı organı ise kanunlara aykırı davrananları yargılar. Bu üç organın birbirinden bağımsız olması, demokrasinin olmazsa olmaz ilkesidir. Oysaki halen uygulanmakta olan parlamenter sistemimizde, yapılan tek seçimle hem yasama organını, hem de yürütme organını belirlemektedir. Mecliste çoğunluğu alan siyasi parti hükümeti de kurduğu için, hükümetin başkanı adeta meclisin de başkanı durumundadır. Meclis hükümetin her istediği yasayı kolayca çıkarmakta, istediklerini ise yürürlükten kaldırmaktadır. Çıkardıkları yasayı uygulayan ise yine kendileridir.  Kısa bir süre öncesine kadar yaşadığımız bugün hatırlamadığımız ve hatırlamak istemediğimiz koalisyon dönemleri de parlamenter sistemin başka bir defosunu oluşturmaktadır.

Bu haliyle mevcut parlementer sistem, oyların birbirine yakın çıkması durumunda KAOS DOĞURMAKTA ya da dört yılda bir yapılan seçimlerde en çok oyu alan partiye adeta diktatörlük hakkını bahşetmektedir. Bu nedenle siyasi iktidarların anti demokratik uygulamaları sık sık gündeme gelmektedir. Meclisin siyasi iktidar üzerindeki denetim yetkisini kullanma yolu olduğu ileri sürülen gensoru mekanizması ise, yukarıda izah edildiği gibi çoğunluğu sağlayan parti hem yasama hem de yürütme organını elinde tuttuğu için bir hayal olmaktan öteye gidememektedir.

Öte yandan parlementer sistem, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini, hep yönetimde istikrar lehine kullanmakta, seçim barajları koyarak halkın azımsanmayacak bir kısmının meclis dışında kalmasına yol açmakta ya da oyların baraj altında kalmama ihtimaline yönlendirerek halkın gerçek iradesini yansıtmamaktadır.

Aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere, aynı siyasi iktidar, yargı mekanizmasının üst kuruluşu olan HSYK ve Cumhuriyet Savcıları aracılığıyla yargı üzerinde de ciddi bir etki ve yönetim hakkını elinde bulundurmaktadır. Bu nedenlerle bu üç erkin birbirinden ayrılması, gerçekten demokratik bir devlet için zorunluluktur.

Taslağımızda devletin üç temel erki olan yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen ayrılmıştır.

Taslağımızda yasama organının yapısı genel itibariyle korunmuş, hiçbir seçim barajına tabi olmaksızın dört yılda bir yapılacak seçimlerle oluşturulan meclis öngörülmüştür. Böylece tüm siyasi görüşler mecliste temsil edilecek, bu sayede ülkemizde bu güne kadar sağlanamayan ve istikrarın düşmanı olarak görülen temsilde adalet sağlanacak halkın iradesi de gerçek anlamda sandığa yansıyabilecektir.

Yürütme organı ise tekrar ele alınmış, çift başlı yürütme yerine tek başlı yürütme sistemi benimsenmiştir. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamları kaldırılmış, Devlet Başkanlığı makamı ihdas edilmiştir. Yürütme organını yasama organından tamamen ayırmak için, Devlet Başkanlığı seçimleri de yasama organı seçimlerinden ayrılmıştır. Devlet başkanı ve bakanların aynı zamanda milletvekili olmaları söz konusu değildir. Devlet başkanının görev süresi dört yıl olarak öngörülmüş, bir kişinin en fazla üç defa Devlet Başkanı olabileceği kabul edilmiştir. Böylece başkanlık sistemi eleştirilerinin odak noktasını oluşturan “diktatörlük” benzetmelerinin de yersiz olduğu anlaşılacaktır.

Mevcut sistemde Cumhurbaşkanına ait olan bir kısım yetkiler ise tamamen demokratik usullere bağlanmıştır. Örneğin üniversitelerin rektörünü öğretim görevlileri, dekanları ise ilgili fakültenin öğretim görevlileri ataması için bu yetkiler Devlet Başkanından alınmıştır.

Öte yandan toplumumuzda ve kamuoyunda sık sık başkanlık sisteminin, diktatörlüğe yol açacağına dair korkulardan bahsedilmektedir. Yasama, yürütme ve yargıyı elinde bulunduran bir Başbakanın, sadece yürütmeyi elinde bulunduran bir Devlet Başkanından çok daha fazla yetkisi olduğu ne yazık ki gözden kaçmaktadır. Kabul ettiğimiz sistemde, Devlet Başkanı sadece yürütmenin başı olup, yürütme karşısında iki bağımsız erk olarak yasama ve yargı vardır. Bu haliyle çok daha demokratik ve diktatörlüğe çok daha uzak bir sistem benimsenmiştir.

Adalet mülkün (devletin) temelidir sözünden hareketle en iyi işleyen sistemimizin yargı olması gerekirken maalesef bugün itibariyle yargı sistemimiz çökmüş durumdadır. Parlamenter sistem nedeniyle hem yasamayı hem yürütmeyi elinde tutan iktidar parti ya da güçlü sivil/askeri bürokrasi, HSYK ve hakim ve savcıların mevcut durumları nedeniyle yargıya da doğrudan müdahale edilmektedir.

Mevcut sistemde hâkimler ve savcılar aynı sınava tabidir, aynı stajı yaparlar, aynı üst kurul tarafından görevlendirilir, atanır ve denetlenirler. Adliyede odaları yan yanadır, aynı dosya üzerinden işlem yaparlar, çoğu zaman aynı katibi kullanırlar. Duruşma salonunda da yan yana otururlar. Boş zamanlarında birlikte sohbet eder, çay içerler. Yemeğe birlikte çıkarlar. Aynı yerde eşlerden biri hâkim, diğeri savcı olarak görev yapar ve bu çok olağan bir durum haline gelmiştir. Adliyelerin idari yönetimi de Başsavcıda bulunmaktadır.

Bu sistem yargılamada iddia makamını temsil eden yani bir taraf olan savcılarla, bağımsız olması gereken hakimleri aynı potada eritmekte ve görevleri farklı olan bu iki meslek bir meslek şeklinde algıya ve uygulamaya neden olmaktadır.  Birbiriyle bu kadar içli dışlı olan hâkimlerle savcıların birbirini etkilemediğini düşünmek hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu hususun en somut neticesini tutuklama istek ve neticelerinde görmekteyiz. Savcı taraftır. Tutuklama istemesi de son derece normaldir. Mahkemelerin ise tarafsız davranması gerekir. Ancak bizim bu sistem ile bunu sağlama imkanı bulunmamaktadır.  Ne yazık ki bu sistem yıllardır süregelen  “senin yargın”-“benim yargım” gibi demokratik bir devlette asla olmaması gereken tartışmayı ortaya çıkarmaktadır.

Bugün artık hepimizin eleştirdiği uzun tutukluluk sürelerinin altında yatan en temel neden, hâkimlerin anılan şekilde büyük ölçüde adaleti savunan değil devleti temsil eden/ideolojiyi koruyan bir görev ile hareket ettiklerini sanmalarından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenlerle hakimlerle savcıların birbirinden tamamen ayrılması gerektiği şüphesizdir. Taslağımızda HSYK ikiye ayrılmış, Hakimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu ayrı ayrı düzenlenmiştir. Hakimler yüksek kurulunun oluşumu ise tamamen yargı mensuplarının oyuyla gerçekleşecektir. Hükümetin ya da başka birinin bu oluşuma etkisi olmayacaktır. Aday olan hakimlerde de kürsü hakimi olma şartı aranmaktadır. Bürokrat olan hakimler aday olamayacaklardır. Savcılar Yüksek Kurulu da demokratik yöntemlerle oluşacak fakat  Savcılık mesleğinin yapısı gereği Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurulun üyesi olacaktır.

Savcılar adliyeden çıkarılacak, oluşturulacak ayrı savcılık binalarında çalışacaklardır. Böylece savcılarla hakimler arasındaki “adalet” ile bağdaşmayan ilişki sona erecektir.

Yargılamada en temel unsurlardan biri olan savunma makamını temsil eden avukatlar da, anayasal korumaya kavuşmuş, yargılamada “silahların eşitliği ilkesi” hayata geçirilerek yargılamada savcılarla aynı hak ve yetkilere sahip hale getirilmiştir. Böylece adil bir yargılamanın yolu açılmıştır.

Yine mevcut sistemde kişiye özel olarak kurulan mahkemeler bulunmaktadır. Örneğin idare mahkemeleri devlete özel, askeri mahkemeler ise asker kişilere özel mahkemelerdir. Bu iki mahkeme türünde de farklı farklı usul yasaları uygulanmaktadır. Bu haliyle adil bir yargılamanın çok ötesinde bir durum ortaya çıkmaktadır. Örneğin idare ve vergi mahkemelerinde bir çok yerde vatandaşa otuz gün süre verilirken, devlete altmış gün süre verilmektedir. Ayrıca idari davaların en üst makamı olan Danıştay, zaman zaman aynı konuda Yargıtay’ın içtihatlarına taban tabana zıt içtihatlar vermektedir. Bu haliyle bir içtihat birliği oluşamamakta, devlete farklı yargı, vatandaşa farklı yargı durumu ortaya çıkmaktadır. Oysaki bu tür davaların da genel mahkemeler bünyesindeki ihtisas mahkemeleriyle görülmesi mümkündür. Örneğin, ticaret mahkelemeri ticari davalara bakmakta, fikri sınai hukuk mahkemeleri ise fikri sınai davalara bakmaktadır. Genel mahkemeler bünyesinde kurulacak vergi ve idare mahkemeleri de bu davalara aynı yargılama usulüyle bakabilir. Böylece yargılama usulündeki adaletsizlik ve içtihat birliğinin sağlanmasındaki zorluklar ortadan kaldırılabilir. Bu nedenlerle, Danıştay da dahil olmak üzere idare ve vergi mahkemeleri tamamen kaldırılmıştır.

Aynı şekilde askeri mahkemeler de kaldırılmış, askeri konularla ilgili davalara da genel mahkemeler bünyesindeki ihtisas mahkemelerinin bakması öngörülmüştür.

Önceki anayasalarda sürekli olarak yüksek mahkemeler arasında sayılan Sayıştay’ın, bir mahkeme olmadığı, denetleme kurumu olduğu konusunda artık öğretide tam bir fikir birliği vardır. O nedenle Sayıştay yüksek mahkemeler arasından çıkarılmış ve genel idare içerisinde yer almıştır.

Böylece yüksek yargı organları sadece Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kalmıştır.

Bildiğiniz gibi mevcut sistemde Anayasa Mahkemesine dava açma yetkisi Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. Oysaki her bir milletvekili, tek başına halkı temsil eder. Halkı temsil eden partiler değil, tek tek milletvekilleridir. Öte yandan iktidar ile ana muhalefetin bir araya gelerek anayasaya açıkça aykırı yasalar çıkardığı da gözlenmektedir. Bu durumda örneğin meclisteki üçüncü partinin neden iptal davası açamayacak olması sorusu karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bir kişinin milletvekili olması için, bir partiye mensup olması da şart değildir. Kişi bağımsız milletvekili de olabilir. Bu durumda bu bağımsız milletvekilinin anayasaya açıkça aykırı bir kanunun iptali için dava açamaması millet iradesine ket vurmaktan başka bir şey değildir. Bu nedenlerle her bir milletvekilinin tek başına bile iptal davası açabilmesi gerekir. Taslağımızda her bir milletvekilinin tek başına iptal davası açabilmesinin yolu açılmıştır. Birden fazla başvuru olması halinde ise Anayasa Mahkemesi bu başvuruları birlikte ele alacak ve kararında her bir başvuru nedenini ayrı ayrı gerekçelendirecektir.

Günümüzde artık evrensel insan hakları, anayasaların bile üstünde yer almakta, anayasaya aykırı olmayan bir husus evrensel insan haklarına aykırılık teşkil edebilmektedir. O nedenle kanunların da anayasaya olduğu kadar, evrensel insan hakları ilkelerine de uygun olması şarttır. Bu nedenle taslağımızda anayasa mahkemesine, ilgili yasanın evrensel insan hakları ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle de başvurabilme imkânı getirilmiştir.

Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Bu nedenlerle sözleşmeyi kabul etme ya da değiştirme yetkisi de halktadır. Siyasi iktidarlar zaman zaman halkın iradesi ile tam uyuşmayan değişiklikler yapabilmektedir. Zaman zaman ise bir paket halinde değişiklik yapmakta ve bu pakete halkın çok da istenmediği hükümler dahil edilebilmektedir. Oysaki bu ana sözleşmedeki her bir değişikliğin halk tarafından ayrı ayrı oylanması sağlanmalıdır. Taslağımızda da anayasa değişikliklerindeki her bir hükmün ayrı ayrı oylanması zorunluluğu getirilmiştir.

Bu ilke ve temel prensipler ışığında, taslağımızda yer verdiğimiz hükümler ve genel itibariyle yaptığımız değişiklikler şu şekilde sayılabilir.

A-     BAŞLANGIÇ KISMI

Kısa, öz ve anayasanın ruhunu taşıyan bir başlangıç kısmı oluşturulmuştur. Anayasanın asıl amacının temel hak ve hürriyetlerin korunması olduğu vurgulanmış, bu bölümde hiçbir ideoloji ve etnik kimliğe yer verilmemiştir.

B-     SİSTEMATİK

1961 ve 1982 Anayasasından farklı olarak taslağımızda, önce temel hak ve hürriyetler sayılmış, daha sonra vatandaşlık görevleri ve en son devlet yer almıştır.

C-      İDEOLOJİLER

Anayasadan her türlü ideoloji ve ideolojik söylem (laiklik ve Atatürk Milliyetçiliği dahil) kaldırılmış, bunun yerine tüm vatandaşların eşit bireyler olarak anayasada yer alan haklardan yararlanması öngörülmüştür.

D-     TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER

1-      İnsanlık onuru ve haysiyeti kavramları taslağımızda yer almış ve Anayasanın özünü teşkil etmiştir.

2-      Hürriyet hakkı düzenlenmiş, yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes derhal bir hakim önüne çıkarılacağı, devletin bu gibi durumlar için her adliyede yeterince nöbetçi hakimin hazır olarak bulunmasını sağlamak zorunda olduğu hükmü getirilmiştir. Geceyi haksız olarak nezarette geçirme hadiseleri böylece önlenecektir.

3-      Her Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşının, Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden, devletin her türlü hizmetinden din, dil, etnik köken, cinsiyet veya diğer farklılıklara bakılmaksızın eşit şekilde yararlanma hakkına sahip olduğu hükmü getirilerek eşitlik hakkı düzenlenmiştir.

4-      Herkesin din ve inanç özgürlüğüne, tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet hakkına, dinini veya inancını öğrenme, öğretme, uygulama ve açıklama özgürlüğüne sahip olduğu, hiç kimsenin dinini yaşamaya, açıklamaya zorlanamayacağı ve Devletin herkesin din, inanç ve ibadet hürriyetini koruyucu ve kollayıcı kurumları kurmak ve tedbirleri almak zorunda olduğu düzenlenmiştir. Böylece devlet vatandaşların din ve inanç hürriyetine düşman değil, vatandaşların mutluluğu için bu hürriyetleri korumak zorunda olduğu kabul edilmiştir.

5-      Eğitim hakkı başlığında; devletin her vatandaş için parasız eğitim göreceği okulları kurmak zorunda olduğu, engellilere de durumlarına uygun şekilde eğitim görecekleri okulları kurmak zorunda olduğu düzenlenmiştir.

6-        Herkesin anadilini konuşma, kültürünü yaşama, yaşatma ve yayma, kültürel faaliyetlerde bulunma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir.

7-        Düşünce hürriyeti başlığında; herkes düşünce ve düşüncesini açıklama hakkına sahip olduğu ve başkalarının onur ve haysiyetine saldırmamak ve başkalarını suça teşvik etmemek kaydıyla düşüncesini ifade etmesi nedeniyle yargılanamayacağı hükmü getirilmiştir.

8-        İşçiler, küçük işçiler, kadınlar ve asgari ücretlileri koruyucu tedbirler düzenlenmiştir. Tüm işçi ve işverenlerin sendika hakkına sahip oldukları ve tüm kamu ve özel sektör çalışanları ile işverenlerin toplu sözleşme hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir.

9-        Herkesin önceden izin almaksızın, toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir.

10-    Adil ve makul sürede yargılanma hakkı ayrıntılı olarak düzenlenmiş; Mahkemelerin davaları makul bir süre içerisinde sonuçlandırmak zorunda olduğu, kabul edilmiştir.

Ayrıca herkesin sanık olarak bulunduğu davalarda; kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek, savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak, kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek, davadaki delil ve savunmalarını adil ve eşit bir şekilde sunabilmek, Türkçeyi konuşamadığı ya da anlayamadığı hallerde mahkemece tayin edilecek bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak, hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.

11-  Özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Hakim kararı ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının talimatı olmaksızın kimsenin özel hayatının gizliliği ve konut dokunulmazlığının ihlal edilemeyeceği, cumhuriyet savcısının bu yöndeki kararlarının iki saat içinde hakim onayına sunulması ve hakimin sekiz saat içinde karar vermesi, aksi halde cumhuriyet savcısının kararının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüştür. Böylece eski anayasada yer alan uzun süreler nedeniyle keyfi bekleyişlerin önüne geçilecek ve kararlar çok daha hızlı bir şekilde verilmesi sağlanmıştır.

12-  Herkesin tedavisi herhangi bir ücrete tabi olmaksızın eşit şekilde faydalanma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir. Sağlık hizmetleri devlete ait kuruluşlarda ücretsiz olacaktır.

13-  Seçme ve seçilme yaşı onsekiz olarak düzenlenmiştir. Devlet Başkanlığı ve Bakanlık için bu yaş otuzbeştir.

14-    Vatandaşlık konusunda; “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.” Tanımı benimsenmiş,  doğuşla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan hiç kimsenin, kendi isteği olmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamayacağı, düzenlenmiştir.

15-    Basın Hürriyeti en ayrıntılı düzenlenen maddelerden biridir. Gazete, dergi gibi süreli ve süresiz yazılı basın araçları, radyo, televizyon ve internet kanalıyla yapılan sesli veya görsel yayınlar basın özgürlüğünün kapsamına alınmıştır.

Tedbiren toplatma tamamen kaldırılmış, sadece tedbiren dağıtımın durdurulması ve bu tedbir kararını da ancak mahkemenin vermesi öngörülmüştür.

RTÜK anayasal kurum olmaktan çıkarılmıştır.

16-  Temel hak ve hürriyetlerin özüne, amacına, insanlık onuruna aykırı olarak sınırlandırılıp kullanılamaz hale getirilemeyeceği kabul edilmiştir.

E-     GENEL OLARAK DEVLET

1-      Devletin adı, bayrağı, dili, milli marşı, yönetim şekli ve bölünmez bütünlüğü aynen korunmuştur.

2-      Egemenlik yetkisinin Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarına ait olduğu ve bu yetkiyi meclis aracılığıyla kullanacağı kabul edilmiştir.

3-      Devletin temel görevleri olarak; anayasal hakları koruma ve sağlama, vatandaşların ülkesini koruma ve kollama, anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirme olarak sayılmıştır.

F-      YÖNETİM SİSTEMİ

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere parlamenter sistem yerine Türkiye’nin kendisine özgü durumuna uygun bir başkanlık sistemi kabul edilmiştir.

G-     YASAMA

1-      Milletvekili sayısı 550 olması ve milletvekili seçimlerinin dört yılda bir yapılması korunmuştur.

2-      Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) tamamen kaldırılmıştır.

3-      TBMM’nin tatil süresi kırkbeş gün, toplanma zamanı da eylül ayı kabul edilmiştir.

4-      Meclisin denetim yolları olarak meclis soruşturması, soru, meclis araştırması ve genel görüşme kabul edilmiş, gensoru kaldırılmıştır.

5-      Milletvekili seçilme yeterliliği için onsekiz yaş kabul edilmiştir. Milletvekili yemini tamamen değiştirilmiştir. Milletvekillerine tek başlarına kanun teklifi vermek ve kanunların anayasaya aykırılığı iddiasıyla tek başına anayasa mahkemesine başvurma yetkisi verilmiştir. Milletvekili dokunulmazlığı yeniden düzenlenmiş ve milletvekilliği süresince tutuklanamayacağı kabul edilmiştir. Milletvekilliğinin düşmesi yeniden düzenlenmiş, düşme kararına karşı milletvekilinin 15 gün içinde anayasa mahkemesine başvurabilmesi ve Anayasa Mahkemesinin bu başvuruyu 15 gün içinde sonuçlandırması öngörülmüştür.

H-     YÜRÜTME

Yürütme organı yasama organından tamamen ayrılmış, yasamadan ayrı bir seçimle iş başına gelmesi öngörülmüştür. Çift başlı yürütme yerine tek başlı yürütme sistemi kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı ve Başbakan makamları kaldırılmış, Devlet Başkanı makamı ihdas edilmiştir.

Bu kapsamda yapılan değişiklik ve düzenlemeler şu şekilde sıralanabilir;

1-      Devlet Başkanı seçilebilmek için alt sınır olarak 35 yaş ve halk tarafından seçim kabul edilmiştir. Görev süresi dört yıldır. Bir kimse en fazla üç defa Devlet Başkanı seçilebilir.

2-      Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kaldırılmıştır.

3-      İdarenin yapısı genel itibariyle korunmuş, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı genel mahkemelerde dava açılabileceği, vatandaş ve özel hukuk tüzel kişileri ile idare arasında yargılama usulü ve esasları açısından eşitliğin esas olduğu, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir.

4-      YÖK kaldırılmıştır.

5-      Diyanet İşleri Başkanlığı yeniden düzenlenmiş, ismi Din ve İnanç İşleri Kurumu olarak değiştirilmiş, Din ve İnanç İşleri Kurumu her inanç gurubunu mali bakımdan genel nüfusa oranı nispetinde desteklemesi öngörülmüştür.

İ-       YARGI

1-      Tüm vatandaşlar, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile idare, mahkeme önünde eşittirler. İdare mahkemelerinin kaldırılması öngörülmüş ve yargı birliği ilkesi benimsenmiştir.

2-      Mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması ilkeleri korunarak kuvvetlendirilmiştir.

3-      Mahkemelerin; savcılarla doğrudan ilişki ve iletişim içerisinde olmayacak şekilde ayrı bina ve tesislerle donatılacağı kabul edilmiştir.

4-      Askeri yargının genel idari yargı içerisinde ihtisas mahkemelerinde görülmesi öngörülmüştür.

5-      HSYK Kaldırılmış, yerine iki ayrı ve birbirinden bağımsız kurul olan Hakimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulmuştur. Hakimler yüksek kurulu üyeleri Yargıtay, Adalet Akademisi ve birinci derece hakimleri arasından (Kürsü Hakimleri arasından) belli sayılar için yapılacak seçimlerle dört yıl için seçilir. Devlet Başkanının veya başka bir organın üye atama yetkisi yoktur. Üyeler beş yıl için seçilir, bir üye en fazla iki defa seçilebilir.

6-      Avukatlar anayasaya girmiş, avukatların bağımsızlığı ve avukatlık teminatları tanımlanmıştır. Savunma görevinin yerine getirilebilmesi için; tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, avukatların mesleklerini yerine getirirken istedikleri bilgi ve belgeleri derhal incelemelerine sunmak zorunda oldukları kabul edilmiştir.

7-      Savcılar başlığında savcıların bağımsızlığı, savcılık teminatı ilkeleri korunmuş, savcılar Yüksek Kurulunun kuruluş ve işleyişi konusunda Hakimler Yüksek Kuruluyla paralel hükümler getirilmiştir. Adalet Bakanlığı müsteşarının kurulun doğal üyesi olduğu kabul edilmiştir.

8-        Yargılamada tarafların eşitliği ilkesi vurgulanarak; avukatlar ve savcılar silahların eşitliği ilkesi kapsamında yargılama faaliyetlerine katılmada; iddia, savunma ve delilleri sunmada eşit makam, hak ve yetkilere sahiptir denilmiş, Devletin bu eşitliğe aykırı farklı makam, işlem ya da haklar tesis edemeyeceği kabul edilmiştir.

9-        Yüksek yargı organları olarak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemelerine de yer verilmiştir.

10-  Devlet Başkanı ve milletvekillerinin (tek başlarına), anayasaya veya evrensel insan hakları ilkelerine aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde, ilgili yasal metnin resmi gazetede yayınlanmasından başlayarak onbeş gün içerisinde iptal davası açabilecekleri, birden fazla başvuru olması halinde bu başvuruların birlikte incelenerek ayrı ayrı gerekçelendirileceği kabul edilmiştir.

J-       ANAYASANIN KAPSAMI VE DEĞİŞTİRİLMESİ

1-      Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu anayasada yer alan haklardan eşit şekilde yararlanma hakkına sahip ve bu anayasada kendisine yüklenen ödevleri yerine getirmek zorunda olduğu kabul edilmiştir.

2-      Anayasanın değiştirilmesi teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tarafından teklif edilebileceği, değişikliğin ancak Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyuyla olabileceği kabul edilmiştir.

3-      Tüm anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması ve tüm değiştirilen hükümlerin ayrı ayrı oylanmasının sağlanması zorunluluğu getirilmiştir.

 


ANAYASA TASLAĞINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Halk nezdinde yeni bir anayasaya olan ihtiyaç ve beklenti konusunda genel bir kabul bulunmakta. Bu güne kadar yeni anayasa ile ilgili temenniler dile getirilmiş ancak anayasanın hangi ilkeler üzerine inşa edileceği neleri düzenleyeceği, mevcut sorunlarımızın neler olduğu ve bu sorunlara çözüm önerileri fazlaca konuşulmadı/konuşulamadı.

Gündemi bol ve çok sık değişen Türk Siyasi hayatı Türkiye için çok önemli olan Anayasal sistemi ile ilgili olarak düşünsel faaliyetlere başlayamadan her güne yeni sorunlar, krizler ve kavgalarla başlamakta.

12 Eylül referandumunda evet bloğu içerisinde “yetmez ama evet” diyen Hukukçular derneği 42 yıllık köklü geçmişi ile üyelerinin oluşturmuş olduğu sorunlara çözüm önerilerinin ışığında elinizdeki taslağı hazırlamıştır. Bizler her türlü eleştiriye açık olarak taslağımızın tartışılmasını önerilerimizi paylaşmak ve bu sürece katkıda bulunmak istedik.

Biz vesayet ve statükonun temelinin atıldığı 61 anayasasına geri dönüşü veya bugünkü sorunların çatısını oluşturan 82 anayasasının revizyonunun yapılarak yeniymiş gibi önümüze getirilmesini kabul etmiyoruz. Biz tespit edilen sorunlara verilecek net yanıtlarla oluşturulacak ihtiyaçları karşılayan özgürlükçü yeni bir anayasa istiyoruz. Sorumluluk bilinci bu taslağı meydana getirdi.

Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasası 1980 askeri darbesinin sonunda ortaya çıkmış olup, darbe döneminin tüm izlerini bünyesinde taşımaktadır. Darbeyi yapan devletin bir kurumu olan silahlı kuvvetler olduğu için, 1982 Anayasası tüm yönüyle, güçlü bürokratik yapıyı öngören, bu güçlü bürokratik yapı karşısında seçimle gelmiş meclisi, hükümetleri ve demokratik iradesini ortaya koyan halkı ikinci plana atan, güçsüzleştiren bir sistemi kabul etmiştir.

Bu sistem 1982 Anayasasının tüm maddelerinde, başlangıç kısmında ve ruhunda kendisini tüm ağırlığıyla hissettirmektedir. Anayasanın kurduğu kurumlar da bu bürokratik yapıyı tam olarak desteklemektedir.

1982 Anayasasını yapan darbeci zihniyet, kendilerinde gelecek kuşakların anayasasını değiştirmesini engelleme hakkını bulmuşlar, Geçici 15. Madde ile de kendilerine dokunulmasının önüne geçmişler daha sonra yapılması muhtemel müdahalelerinde önündeki engelleri kaldırmışlardır. Kendilerini Cumhurbaşkanı seçtirmişler ve kendilerine “başkomutanlık” diye hiçbir karşılığı olmayan bir makam da ihdas etmişlerdir. Böylece barış zamanlarında silahlı kuvvetlerin başı olmaya devam edeceklerdir.

Bütün bu gayrımeşru amaç ve eylemlerin de dışında, kurdukları sistem demokrasinin en temel ilkesi olan erkler ayrılığı ilkesini de büsbütün heba etmiştir. Öyle ki; anayasa ile kabul edilen parlementer sistem ile yasama ve yürütme iç içe geçmiş, kurdukları HSYK ile yargıyı da yürütmenin insafına bırakmışlardır. Yapacakları bir darbe ile istedikleri an hükümeti –ve dolayısıyla meclisi ve yargıyı- saf dışı bırakacağına inanan darbe zihniyeti için, bu sistem son derece mükemmel bir sistem olmuştur.

Bugün geldiğimiz noktada, demokrasi dışı odaklar bir bir yargı karşısına çıkmaya başlamış, derin devlet gün yüzüne çıkmış, darbeciler yargılanmaya başlamıştır. Düne kadar yasak olan ve devleti yıkmaya çalışmak olarak algılanılan birçok husus bugün demokratik şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Ve artık gerçekten demokratik, katılımcı, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa yapma zamanı gelmiştir.

Haziran/2011 seçimlerinin hemen ertesinde ciddi şekilde tartışılmaya başlanan yeni anayasa konusunda bu güne kadar birkaç anayasa taslağı kamuoyuna yansımıştır. Bu taslakların da içeriği kamuoyunda fazlaca tartışılma imkanı bulamamıştır.

Hukukçular Derneği olarak biz, %90’ını avukatların oluşturduğu 42 yıllık köklü bir derneğiz. Avukatlar ise hem halkla, hem bürokrasiyle, hem devletle, hem de diğer kurumlarla doğrudan ve birebir iletişim içerisinde olan kişilerdir. Halk ile bu kurumlar arasındaki irtibatı da çoğu zaman sağlayan yine avukatlardır. O nedenle bu ülkenin sorunlarını da en iyi bilen meslek gruplarının başında avukatlar gelmektedir. O nedenle biz taslağımızı hazırlarken geçmişten gelen köklü geleneğimizin bakış açısı üyelerimizin çalışmaları ve olayların bizzat içinde olmanın tecrübesiyle ANAYASA TASLAĞIMIZI sorunlara çözüm olabilmesi için hazırladık.

Bizim kanaatimiz toplumsal bir sözleşme olan anayasanın, öncelikle bu sözleşmenin tarafı olan bireyleri ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini düzenlemesi, daha sonra ise bu temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak ve koruyacak devleti düzenlemelidir. Yani devlete göre birey değil, bireye göre devlet konumlandırılmalıdır. O nedenle taslağımızda öncelikle bireyi, daha sonra ise devleti düzenledik.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları içerisinde farklı inançlardan, farklı düşüncelerden, farklı etnik kökenlerden gelen insanlar bulunmaktadır. Birçok farklı siyasi görüş ve destekçisi bulunmaktadır. Tüm bu çeşitlilik bizim zenginliğimizdir. Değişen, globalleşen modern dünyada devlet sistemlerinde ideolojiler, dinler ve etnik kökenler yerini eşitlik, özgürlük ve adalet gibi evrensel değerlere bırakmış durumdadır. Belli bir ideolojinin ürünü olan anayasalar, o ideolojiyi paylaşmayan bireyler için dışlayıcı, ayırıcı ve küstürücü olmaktan ileri gitmemiştir. 1961 ve 1982 Anayasaları da belli ideolojileri benimsemiş olup, o ideolojileri benimsemeyen bireyler, hep kendilerini dışlanmış hissetmiş, devleti ve toplumun genelini kendisine ait hissedememiştir. Ayrıca bir kısım kişi ya da odaklar tarafından, anayasalarda yer alan bu ideolojiler, kişilerin demokratik haklarını kullanmasının önüne hep bir engel olarak konulmuştur. Bu nedenle toplumun ve devletin temelini oluşturan anayasanın belli bir ideolojiye sahip olması düşünülemezdi. Anayasa taslağımızda da hiçbir ideolojiye yer verilmemiş, eşitlik, özgürlük ve adalet, taslağımızda temel prensipler olarak benimsenmiştir.

Nasıl ki 1982 Anayasasını yapanların bizim hak ve hürriyetlerimiz ile irademizi ipotek altına alma hakkı bulunamadığı kanaatindeysek, bizim de gelecek nesillerin iradelerini ipotek altına alma hakkımız yoktur. Bugün bizim anayasayı değiştirme hakkımız olduğu gibi, gelecek nesillerinde anayasayı değiştirme hakları olmalıdır. Bu nedenle taslağımızda hiçbir değiştirilemez madde yer almamıştır. Mevcut değiştirilemez olarak iddia edilen maddelere de yer verilmemiştir.

Temel hak ve hürriyetler 61 ve 82 anayasalarında devleti koruma düşüncesi ile sürekli kısıtlanmış, “devlet” temel hak ve hürriyetlerin sınırı olarak sürekli karşımıza çıkmıştır. Bir temel hak veya hürriyeti düzenleyen maddenin hemen altında, “ama” ile başlayan cümlelerle o hakkın sınırları sayılmıştır. Bu haliyle 1982 anayasası için toplumda birçok kesim tarafından “AMAYASA” tabiri kullanılmıştır. Taslağımızda temel hak ve hürriyetler yeniden düzenlenmiş, açık net ve özgürlükçü bir biçimde yeniden kaleme alınmıştır.

Temel hak ve hürriyetlerde insanlık onuru ve haysiyet kavramları her türlü haktan öncelikli olarak düzenlenmiş, böylece en temel ilkelerden biri haline gelmiştir.

Vatandaşlık başlığı altında vatandaşı değil “Türk”ü tanımlayan 1961 ve 1982 anayasalarındaki tanım yerine, gerçekten vatandaşı tanımlayan bir metin getirilmiş, doğuştan vatandaş olan hiç kimsenin vatandaşlıktan çıkarılamayacağı kabul edilmiştir.

Basın hürriyeti konusu yeniden ele alınmış, özellikle 1982 anayasasında yer alan mahkeme ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısı tarafından yayınların toplatılabileceğine dair ifadeler tamamen çıkarılmıştır. Çünkü toplatma; niteliği gereği bir tedbir değil adeta bir “hüküm”dür. İçeriğinin suç oluşturduğu mahkeme kararıyla sabit olmayan bir yayının toplatılabilmesi (üstelik cumhuriyet savcısının emriyle), basın hürriyetinin önündeki en büyük engeldi. Taslağımızda mahkeme tarafından dahi tedbiren toplatılamayacağı esası getirilmiştir. Sadece yargılama sonuna kadar dağıtımı tedbiren durdurulabilecek ve bir yayının içeriğinin suç olduğu mahkeme kararıyla tespit edilirse ancak o zaman toplatma yapılabilecektir.

Taslağımızda devlet de yeniden ele alınmıştır. 82 Anayasasında halkın üzerinde bir üst makam olan devletin, asıl varoluş sebebi olan vatandaşının hak ve hürriyetlerini korumak amacı, taslağımızda devletin en temel görevi olarak yer almıştır.

Demokrasinin en temel unsurlarından birisi erkler ayrılığı ilkesidir. Erkler ayrılığı ilkesine göre kısaca yasama organı kanun yapar, yürütme organı bu kanunları yürütür, yargı organı ise kanunlara aykırı davrananları yargılar. Bu üç organın birbirinden bağımsız olması, demokrasinin olmazsa olmaz ilkesidir. Oysaki halen uygulanmakta olan parlamenter sistemimizde, yapılan tek seçimle hem yasama organını, hem de yürütme organını belirlemektedir. Mecliste çoğunluğu alan siyasi parti hükümeti de kurduğu için, hükümetin başkanı adeta meclisin de başkanı durumundadır. Meclis hükümetin her istediği yasayı kolayca çıkarmakta, istediklerini ise yürürlükten kaldırmaktadır. Çıkardıkları yasayı uygulayan ise yine kendileridir. Kısa bir süre öncesine kadar yaşadığımız bugün hatırlamadığımız ve hatırlamak istemediğimiz koalisyon dönemleri de parlamenter sistemin başka bir defosunu oluşturmaktadır.

Bu haliyle mevcut parlementer sistem, oyların birbirine yakın çıkması durumunda KAOS DOĞURMAKTA ya da dört yılda bir yapılan seçimlerde en çok oyu alan partiye adeta diktatörlük hakkını bahşetmektedir. Bu nedenle siyasi iktidarların anti demokratik uygulamaları sık sık gündeme gelmektedir. Meclisin siyasi iktidar üzerindeki denetim yetkisini kullanma yolu olduğu ileri sürülen gensoru mekanizması ise, yukarıda izah edildiği gibi çoğunluğu sağlayan parti hem yasama hem de yürütme organını elinde tuttuğu için bir hayal olmaktan öteye gidememektedir.

Öte yandan parlementer sistem, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini, hep yönetimde istikrar lehine kullanmakta, seçim barajları koyarak halkın azımsanmayacak bir kısmının meclis dışında kalmasına yol açmakta ya da oyların baraj altında kalmama ihtimaline yönlendirerek halkın gerçek iradesini yansıtmamaktadır.

Aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere, aynı siyasi iktidar, yargı mekanizmasının üst kuruluşu olan HSYK ve Cumhuriyet Savcıları aracılığıyla yargı üzerinde de ciddi bir etki ve yönetim hakkını elinde bulundurmaktadır. Bu nedenlerle bu üç erkin birbirinden ayrılması, gerçekten demokratik bir devlet için zorunluluktur.

Taslağımızda devletin üç temel erki olan yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen ayrılmıştır.

Taslağımızda yasama organının yapısı genel itibariyle korunmuş, hiçbir seçim barajına tabi olmaksızın dört yılda bir yapılacak seçimlerle oluşturulan meclis öngörülmüştür. Böylece tüm siyasi görüşler mecliste temsil edilecek, bu sayede ülkemizde bu güne kadar sağlanamayan ve istikrarın düşmanı olarak görülen temsilde adalet sağlanacak halkın iradesi de gerçek anlamda sandığa yansıyabilecektir.

Yürütme organı ise tekrar ele alınmış, çift başlı yürütme yerine tek başlı yürütme sistemi benimsenmiştir. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamları kaldırılmış, Devlet Başkanlığı makamı ihdas edilmiştir. Yürütme organını yasama organından tamamen ayırmak için, Devlet Başkanlığı seçimleri de yasama organı seçimlerinden ayrılmıştır. Devlet başkanı ve bakanların aynı zamanda milletvekili olmaları söz konusu değildir. Devlet başkanının görev süresi dört yıl olarak öngörülmüş, bir kişinin en fazla üç defa Devlet Başkanı olabileceği kabul edilmiştir. Böylece başkanlık sistemi eleştirilerinin odak noktasını oluşturan “diktatörlük” benzetmelerinin de yersiz olduğu anlaşılacaktır.

Mevcut sistemde Cumhurbaşkanına ait olan bir kısım yetkiler ise tamamen demokratik usullere bağlanmıştır. Örneğin üniversitelerin rektörünü öğretim görevlileri, dekanları ise ilgili fakültenin öğretim görevlileri ataması için bu yetkiler Devlet Başkanından alınmıştır.

Öte yandan toplumumuzda ve kamuoyunda sık sık başkanlık sisteminin, diktatörlüğe yol açacağına dair korkulardan bahsedilmektedir. Yasama, yürütme ve yargıyı elinde bulunduran bir Başbakanın, sadece yürütmeyi elinde bulunduran bir Devlet Başkanından çok daha fazla yetkisi olduğu ne yazık ki gözden kaçmaktadır. Kabul ettiğimiz sistemde, Devlet Başkanı sadece yürütmenin başı olup, yürütme karşısında iki bağımsız erk olarak yasama ve yargı vardır. Bu haliyle çok daha demokratik ve diktatörlüğe çok daha uzak bir sistem benimsenmiştir.

Adalet mülkün (devletin) temelidir sözünden hareketle en iyi işleyen sistemimizin yargı olması gerekirken maalesef bugün itibariyle yargı sistemimiz çökmüş durumdadır. Parlamenter sistem nedeniyle hem yasamayı hem yürütmeyi elinde tutan iktidar parti ya da güçlü sivil/askeri bürokrasi, HSYK ve hakim ve savcıların mevcut durumları nedeniyle yargıya da doğrudan müdahale edilmektedir.

Mevcut sistemde hâkimler ve savcılar aynı sınava tabidir, aynı stajı yaparlar, aynı üst kurul tarafından görevlendirilir, atanır ve denetlenirler. Adliyede odaları yan yanadır, aynı dosya üzerinden işlem yaparlar, çoğu zaman aynı katibi kullanırlar. Duruşma salonunda da yan yana otururlar. Boş zamanlarında birlikte sohbet eder, çay içerler. Yemeğe birlikte çıkarlar. Aynı yerde eşlerden biri hâkim, diğeri savcı olarak görev yapar ve bu çok olağan bir durum haline gelmiştir. Adliyelerin idari yönetimi de Başsavcıda bulunmaktadır.

Bu sistem yargılamada iddia makamını temsil eden yani bir taraf olan savcılarla, bağımsız olması gereken hakimleri aynı potada eritmekte ve görevleri farklı olan bu iki meslek bir meslek şeklinde algıya ve uygulamaya neden olmaktadır. Birbiriyle bu kadar içli dışlı olan hâkimlerle savcıların birbirini etkilemediğini düşünmek hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu hususun en somut neticesini tutuklama istek ve neticelerinde görmekteyiz. Savcı taraftır. Tutuklama istemesi de son derece normaldir. Mahkemelerin ise tarafsız davranması gerekir. Ancak bizim bu sistem ile bunu sağlama imkanı bulunmamaktadır. Ne yazık ki bu sistem yıllardır süregelen “senin yargın”-“benim yargım” gibi demokratik bir devlette asla olmaması gereken tartışmayı ortaya çıkarmaktadır.

Bugün artık hepimizin eleştirdiği uzun tutukluluk sürelerinin altında yatan en temel neden, hâkimlerin anılan şekilde büyük ölçüde adaleti savunan değil devleti temsil eden/ideolojiyi koruyan bir görev ile hareket ettiklerini sanmalarından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenlerle hakimlerle savcıların birbirinden tamamen ayrılması gerektiği şüphesizdir. Taslağımızda HSYK ikiye ayrılmış, Hakimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu ayrı ayrı düzenlenmiştir. Hakimler yüksek kurulunun oluşumu ise tamamen yargı mensuplarının oyuyla gerçekleşecektir. Hükümetin ya da başka birinin bu oluşuma etkisi olmayacaktır. Aday olan hakimlerde de kürsü hakimi olma şartı aranmaktadır. Bürokrat olan hakimler aday olamayacaklardır. Savcılar Yüksek Kurulu da demokratik yöntemlerle oluşacak fakat Savcılık mesleğinin yapısı gereği Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurulun üyesi olacaktır.

Savcılar adliyeden çıkarılacak, oluşturulacak ayrı savcılık binalarında çalışacaklardır. Böylece savcılarla hakimler arasındaki “adalet” ile bağdaşmayan ilişki sona erecektir.

Yargılamada en temel unsurlardan biri olan savunma makamını temsil eden avukatlar da, anayasal korumaya kavuşmuş, yargılamada “silahların eşitliği ilkesi” hayata geçirilerek yargılamada savcılarla aynı hak ve yetkilere sahip hale getirilmiştir. Böylece adil bir yargılamanın yolu açılmıştır.

Yine mevcut sistemde kişiye özel olarak kurulan mahkemeler bulunmaktadır. Örneğin idare mahkemeleri devlete özel, askeri mahkemeler ise asker kişilere özel mahkemelerdir. Bu iki mahkeme türünde de farklı farklı usul yasaları uygulanmaktadır. Bu haliyle adil bir yargılamanın çok ötesinde bir durum ortaya çıkmaktadır. Örneğin idare ve vergi mahkemelerinde bir çok yerde vatandaşa otuz gün süre verilirken, devlete altmış gün süre verilmektedir. Ayrıca idari davaların en üst makamı olan Danıştay, zaman zaman aynı konuda Yargıtay’ın içtihatlarına taban tabana zıt içtihatlar vermektedir. Bu haliyle bir içtihat birliği oluşamamakta, devlete farklı yargı, vatandaşa farklı yargı durumu ortaya çıkmaktadır. Oysaki bu tür davaların da genel mahkemeler bünyesindeki ihtisas mahkemeleriyle görülmesi mümkündür. Örneğin, ticaret mahkelemeri ticari davalara bakmakta, fikri sınai hukuk mahkemeleri ise fikri sınai davalara bakmaktadır. Genel mahkemeler bünyesinde kurulacak vergi ve idare mahkemeleri de bu davalara aynı yargılama usulüyle bakabilir. Böylece yargılama usulündeki adaletsizlik ve içtihat birliğinin sağlanmasındaki zorluklar ortadan kaldırılabilir. Bu nedenlerle, Danıştay da dahil olmak üzere idare ve vergi mahkemeleri tamamen kaldırılmıştır.

Aynı şekilde askeri mahkemeler de kaldırılmış, askeri konularla ilgili davalara da genel mahkemeler bünyesindeki ihtisas mahkemelerinin bakması öngörülmüştür.

Önceki anayasalarda sürekli olarak yüksek mahkemeler arasında sayılan Sayıştay’ın, bir mahkeme olmadığı, denetleme kurumu olduğu konusunda artık öğretide tam bir fikir birliği vardır. O nedenle Sayıştay yüksek mahkemeler arasından çıkarılmış ve genel idare içerisinde yer almıştır.

Böylece yüksek yargı organları sadece Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kalmıştır.

Bildiğiniz gibi mevcut sistemde Anayasa Mahkemesine dava açma yetkisi Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. Oysaki her bir milletvekili, tek başına halkı temsil eder. Halkı temsil eden partiler değil, tek tek milletvekilleridir. Öte yandan iktidar ile ana muhalefetin bir araya gelerek anayasaya açıkça aykırı yasalar çıkardığı da gözlenmektedir. Bu durumda örneğin meclisteki üçüncü partinin neden iptal davası açamayacak olması sorusu karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bir kişinin milletvekili olması için, bir partiye mensup olması da şart değildir. Kişi bağımsız milletvekili de olabilir. Bu durumda bu bağımsız milletvekilinin anayasaya açıkça aykırı bir kanunun iptali için dava açamaması millet iradesine ket vurmaktan başka bir şey değildir. Bu nedenlerle her bir milletvekilinin tek başına bile iptal davası açabilmesi gerekir. Taslağımızda her bir milletvekilinin tek başına iptal davası açabilmesinin yolu açılmıştır. Birden fazla başvuru olması halinde ise Anayasa Mahkemesi bu başvuruları birlikte ele alacak ve kararında her bir başvuru nedenini ayrı ayrı gerekçelendirecektir.

Günümüzde artık evrensel insan hakları, anayasaların bile üstünde yer almakta, anayasaya aykırı olmayan bir husus evrensel insan haklarına aykırılık teşkil edebilmektedir. O nedenle kanunların da anayasaya olduğu kadar, evrensel insan hakları ilkelerine de uygun olması şarttır. Bu nedenle taslağımızda anayasa mahkemesine, ilgili yasanın evrensel insan hakları ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle de başvurabilme imkânı getirilmiştir.

Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Bu nedenlerle sözleşmeyi kabul etme ya da değiştirme yetkisi de halktadır. Siyasi iktidarlar zaman zaman halkın iradesi ile tam uyuşmayan değişiklikler yapabilmektedir. Zaman zaman ise bir paket halinde değişiklik yapmakta ve bu pakete halkın çok da istenmediği hükümler dahil edilebilmektedir. Oysaki bu ana sözleşmedeki her bir değişikliğin halk tarafından ayrı ayrı oylanması sağlanmalıdır. Taslağımızda da anayasa değişikliklerindeki her bir hükmün ayrı ayrı oylanması zorunluluğu getirilmiştir.

Bu ilke ve temel prensipler ışığında, taslağımızda yer verdiğimiz hükümler ve genel itibariyle yaptığımız değişiklikler şu şekilde sayılabilir.

A- BAŞLANGIÇ KISMI

Kısa, öz ve anayasanın ruhunu taşıyan bir başlangıç kısmı oluşturulmuştur. Anayasanın asıl amacının temel hak ve hürriyetlerin korunması olduğu vurgulanmış, bu bölümde hiçbir ideoloji ve etnik kimliğe yer verilmemiştir.

B- SİSTEMATİK

1961 ve 1982 Anayasasından farklı olarak taslağımızda, önce temel hak ve hürriyetler sayılmış, daha sonra vatandaşlık görevleri ve en son devlet yer almıştır.

C- İDEOLOJİLER

Anayasadan her türlü ideoloji ve ideolojik söylem (laiklik ve Atatürk Milliyetçiliği dahil) kaldırılmış, bunun yerine tüm vatandaşların eşit bireyler olarak anayasada yer alan haklardan yararlanması öngörülmüştür.

D- TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER

1- İnsanlık onuru ve haysiyeti kavramları taslağımızda yer almış ve Anayasanın özünü teşkil etmiştir.

2- Hürriyet hakkı düzenlenmiş, yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes derhal bir hakim önüne çıkarılacağı, devletin bu gibi durumlar için her adliyede yeterince nöbetçi hakimin hazır olarak bulunmasını sağlamak zorunda olduğu hükmü getirilmiştir. Geceyi haksız olarak nezarette geçirme hadiseleri böylece önlenecektir.

3- Her Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşının, Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden, devletin her türlü hizmetinden din, dil, etnik köken, cinsiyet veya diğer farklılıklara bakılmaksızın eşit şekilde yararlanma hakkına sahip olduğu hükmü getirilerek eşitlik hakkı düzenlenmiştir.

4- Herkesin din ve inanç özgürlüğüne, tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet hakkına, dinini veya inancını öğrenme, öğretme, uygulama ve açıklama özgürlüğüne sahip olduğu, hiç kimsenin dinini yaşamaya, açıklamaya zorlanamayacağı ve Devletin herkesin din, inanç ve ibadet hürriyetini koruyucu ve kollayıcı kurumları kurmak ve tedbirleri almak zorunda olduğu düzenlenmiştir. Böylece devlet vatandaşların din ve inanç hürriyetine düşman değil, vatandaşların mutluluğu için bu hürriyetleri korumak zorunda olduğu kabul edilmiştir.

5- Eğitim hakkı başlığında; devletin her vatandaş için parasız eğitim göreceği okulları kurmak zorunda olduğu, engellilere de durumlarına uygun şekilde eğitim görecekleri okulları kurmak zorunda olduğu düzenlenmiştir.

6- Herkesin anadilini konuşma, kültürünü yaşama, yaşatma ve yayma, kültürel faaliyetlerde bulunma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir.

7- Düşünce hürriyeti başlığında; herkes düşünce ve düşüncesini açıklama hakkına sahip olduğu ve başkalarının onur ve haysiyetine saldırmamak ve başkalarını suça teşvik etmemek kaydıyla düşüncesini ifade etmesi nedeniyle yargılanamayacağı hükmü getirilmiştir.

8- İşçiler, küçük işçiler, kadınlar ve asgari ücretlileri koruyucu tedbirler düzenlenmiştir. Tüm işçi ve işverenlerin sendika hakkına sahip oldukları ve tüm kamu ve özel sektör çalışanları ile işverenlerin toplu sözleşme hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir.

9- Herkesin önceden izin almaksızın, toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir.

10- Adil ve makul sürede yargılanma hakkı ayrıntılı olarak düzenlenmiş; Mahkemelerin davaları makul bir süre içerisinde sonuçlandırmak zorunda olduğu, kabul edilmiştir.

Ayrıca herkesin sanık olarak bulunduğu davalarda; kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek, savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak, kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek, davadaki delil ve savunmalarını adil ve eşit bir şekilde sunabilmek, Türkçeyi konuşamadığı ya da anlayamadığı hallerde mahkemece tayin edilecek bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak, hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.

11- Özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Hakim kararı ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının talimatı olmaksızın kimsenin özel hayatının gizliliği ve konut dokunulmazlığının ihlal edilemeyeceği, cumhuriyet savcısının bu yöndeki kararlarının iki saat içinde hakim onayına sunulması ve hakimin sekiz saat içinde karar vermesi, aksi halde cumhuriyet savcısının kararının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüştür. Böylece eski anayasada yer alan uzun süreler nedeniyle keyfi bekleyişlerin önüne geçilecek ve kararlar çok daha hızlı bir şekilde verilmesi sağlanmıştır.

12- Herkesin tedavisi herhangi bir ücrete tabi olmaksızın eşit şekilde faydalanma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir. Sağlık hizmetleri devlete ait kuruluşlarda ücretsiz olacaktır.

13- Seçme ve seçilme yaşı onsekiz olarak düzenlenmiştir. Devlet Başkanlığı ve Bakanlık için bu yaş otuzbeştir.

14- Vatandaşlık konusunda; “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.” Tanımı benimsenmiş, doğuşla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan hiç kimsenin, kendi isteği olmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamayacağı, düzenlenmiştir.

15- Basın Hürriyeti en ayrıntılı düzenlenen maddelerden biridir. Gazete, dergi gibi süreli ve süresiz yazılı basın araçları, radyo, televizyon ve internet kanalıyla yapılan sesli veya görsel yayınlar basın özgürlüğünün kapsamına alınmıştır.

Tedbiren toplatma tamamen kaldırılmış, sadece tedbiren dağıtımın durdurulması ve bu tedbir kararını da ancak mahkemenin vermesi öngörülmüştür.

RTÜK anayasal kurum olmaktan çıkarılmıştır.

16- Temel hak ve hürriyetlerin özüne, amacına, insanlık onuruna aykırı olarak sınırlandırılıp kullanılamaz hale getirilemeyeceği kabul edilmiştir.

E- GENEL OLARAK DEVLET

1- Devletin adı, bayrağı, dili, milli marşı, yönetim şekli ve bölünmez bütünlüğü aynen korunmuştur.

2- Egemenlik yetkisinin Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarına ait olduğu ve bu yetkiyi meclis aracılığıyla kullanacağı kabul edilmiştir.

3- Devletin temel görevleri olarak; anayasal hakları koruma ve sağlama, vatandaşların ülkesini koruma ve kollama, anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirme olarak sayılmıştır.

F- YÖNETİM SİSTEMİ

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere parlamenter sistem yerine Türkiye’nin kendisine özgü durumuna uygun bir başkanlık sistemi kabul edilmiştir.

G- YASAMA

1- Milletvekili sayısı 550 olması ve milletvekili seçimlerinin dört yılda bir yapılması korunmuştur.

2- Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) tamamen kaldırılmıştır.

3- TBMM’nin tatil süresi kırkbeş gün, toplanma zamanı da eylül ayı kabul edilmiştir.

4- Meclisin denetim yolları olarak meclis soruşturması, soru, meclis araştırması ve genel görüşme kabul edilmiş, gensoru kaldırılmıştır.

5- Milletvekili seçilme yeterliliği için onsekiz yaş kabul edilmiştir. Milletvekili yemini tamamen değiştirilmiştir. Milletvekillerine tek başlarına kanun teklifi vermek ve kanunların anayasaya aykırılığı iddiasıyla tek başına anayasa mahkemesine başvurma yetkisi verilmiştir. Milletvekili dokunulmazlığı yeniden düzenlenmiş ve milletvekilliği süresince tutuklanamayacağı kabul edilmiştir. Milletvekilliğinin düşmesi yeniden düzenlenmiş, düşme kararına karşı milletvekilinin 15 gün içinde anayasa mahkemesine başvurabilmesi ve Anayasa Mahkemesinin bu başvuruyu 15 gün içinde sonuçlandırması öngörülmüştür.

H- YÜRÜTME

Yürütme organı yasama organından tamamen ayrılmış, yasamadan ayrı bir seçimle iş başına gelmesi öngörülmüştür. Çift başlı yürütme yerine tek başlı yürütme sistemi kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı ve Başbakan makamları kaldırılmış, Devlet Başkanı makamı ihdas edilmiştir.

Bu kapsamda yapılan değişiklik ve düzenlemeler şu şekilde sıralanabilir;

1- Devlet Başkanı seçilebilmek için alt sınır olarak 35 yaş ve halk tarafından seçim kabul edilmiştir. Görev süresi dört yıldır. Bir kimse en fazla üç defa Devlet Başkanı seçilebilir.

2- Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kaldırılmıştır.

3- İdarenin yapısı genel itibariyle korunmuş, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı genel mahkemelerde dava açılabileceği, vatandaş ve özel hukuk tüzel kişileri ile idare arasında yargılama usulü ve esasları açısından eşitliğin esas olduğu, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir.

4- YÖK kaldırılmıştır.

5- Diyanet İşleri Başkanlığı yeniden düzenlenmiş, ismi Din ve İnanç İşleri Kurumu olarak değiştirilmiş, Din ve İnanç İşleri Kurumu her inanç gurubunu mali bakımdan genel nüfusa oranı nispetinde desteklemesi öngörülmüştür.

İ- YARGI

1- Tüm vatandaşlar, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile idare, mahkeme önünde eşittirler. İdare mahkemelerinin kaldırılması öngörülmüş ve yargı birliği ilkesi benimsenmiştir.

2- Mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması ilkeleri korunarak kuvvetlendirilmiştir.

3- Mahkemelerin; savcılarla doğrudan ilişki ve iletişim içerisinde olmayacak şekilde ayrı bina ve tesislerle donatılacağı kabul edilmiştir.

4- Askeri yargının genel idari yargı içerisinde ihtisas mahkemelerinde görülmesi öngörülmüştür.

5- HSYK Kaldırılmış, yerine iki ayrı ve birbirinden bağımsız kurul olan Hakimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulmuştur. Hakimler yüksek kurulu üyeleri Yargıtay, Adalet Akademisi ve birinci derece hakimleri arasından (Kürsü Hakimleri arasından) belli sayılar için yapılacak seçimlerle dört yıl için seçilir. Devlet Başkanının veya başka bir organın üye atama yetkisi yoktur. Üyeler beş yıl için seçilir, bir üye en fazla iki defa seçilebilir.

6- Avukatlar anayasaya girmiş, avukatların bağımsızlığı ve avukatlık teminatları tanımlanmıştır. Savunma görevinin yerine getirilebilmesi için; tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, avukatların mesleklerini yerine getirirken istedikleri bilgi ve belgeleri derhal incelemelerine sunmak zorunda oldukları kabul edilmiştir.

7- Savcılar başlığında savcıların bağımsızlığı, savcılık teminatı ilkeleri korunmuş, savcılar Yüksek Kurulunun kuruluş ve işleyişi konusunda Hakimler Yüksek Kuruluyla paralel hükümler getirilmiştir. Adalet Bakanlığı müsteşarının kurulun doğal üyesi olduğu kabul edilmiştir.

8- Yargılamada tarafların eşitliği ilkesi vurgulanarak; avukatlar ve savcılar silahların eşitliği ilkesi kapsamında yargılama faaliyetlerine katılmada; iddia, savunma ve delilleri sunmada eşit makam, hak ve yetkilere sahiptir denilmiş, Devletin bu eşitliğe aykırı farklı makam, işlem ya da haklar tesis edemeyeceği kabul edilmiştir.

9- Yüksek yargı organları olarak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemelerine de yer verilmiştir.

10- Devlet Başkanı ve milletvekillerinin (tek başlarına), anayasaya veya evrensel insan hakları ilkelerine aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde, ilgili yasal metnin resmi gazetede yayınlanmasından başlayarak onbeş gün içerisinde iptal davası açabilecekleri, birden fazla başvuru olması halinde bu başvuruların birlikte incelenerek ayrı ayrı gerekçelendirileceği kabul edilmiştir.

J- ANAYASANIN KAPSAMI VE DEĞİŞTİRİLMESİ

1- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu anayasada yer alan haklardan eşit şekilde yararlanma hakkına sahip ve bu anayasada kendisine yüklenen ödevleri yerine getirmek zorunda olduğu kabul edilmiştir.

2- Anayasanın değiştirilmesi teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tarafından teklif edilebileceği, değişikliğin ancak Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyuyla olabileceği kabul edilmiştir.

3- Tüm anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması ve tüm değiştirilen hükümlerin ayrı ayrı oylanmasının sağlanması zorunluluğu getirilmiştir.

Share/Save/Bookmark
 

İDEAL HUKUK DERGİSİ

Sekizinci Sayı

Altıncı Sayı

Yedinci sayı

Üye girişi



Çevrimiçi üyeler

Yok