Üye girişi
Çevrimiçi üyeler
Anket
Tarihin merkezine yolculuk: Suriye
Hukukçular Derneği tarafından 25-27 Şubat 2011 tarihleri arasında düzenlenen Suriye gezisi adeta “tarihin merkezine bir yolculuk” olarak gerçekleştirildi. Üç gün süren gezimizde, kökleri çok eskilere uzanan bir medeniyetler ülkesinin pek çok kültürel ve tarihi zenginliği ile tanışma fırsatı yakaladık.
Sabah saat 07.30 uçağı ile İstanbul’dan Gaziantep Havaalanı’na geldik. Bizleri gayet konforlu 45 kişilik bir otobüs karşıladı ve hiç zaman yitirmeden Kilis’teki Öncüpınar Sınır Kapısı’na doğru yola çıktık.
Geçerli bir pasaportla vizesiz olarak girilebilen Suriye’ye varmak için, 15 TL’lik yurt dışı çıkış harçlarımızı ödemek yeterli oldu. Suriye Sınır Kapısı’nda buluştuğumuz profesyonel rehberimiz Ali Sermici’ye pasaportlarımızı gerekli işlemler için teslim ettikten sonra Suriye’deki ilk ziyaret noktamız İzmirli bir iş adamımızın yaptırdığı “İzmirli Camii”si oldu. Bizler namazımızı kılıp ziyaretimiz tamamlayana kadar geçen yaklaşık 45 dakikada bütün grubumuzun işlemleri tamamlanmıştı.

Halep
Suriye Sınır Kapısı’ndan ayrılıp tekrar yola koyulduğumuzda bu ülkeye geçtikten sonra gördüğümüz ilk yerleşim bölgesi olan Azez’den geçerek Halep’e gittik. Suriye mutfağı ile ilk teması sağladığımız öğle yemeğinin ardından yine yollardaydık. Suriye’de yolculuk yapmak gayet güzel ve masrafsız, zira gaz ve benzini devlet sağlıyor! İlk durağımız Yeni Halep semtinde bulunan Abdullah Bin Abbas Camisi oldu. Daha sonra Halep’e 140 km. uzaklıktaki Hama şehrine ulaştık. Hama, Asi Nehri üzerinde kurulan su dolapları ile ünlü. Bu yüzden “Medinetün Nevair” (Su Dolabı Şehri) diye de biliniyor. Bu dolaplar, Anadolu’da bulunan su değirmenlerine benzemiyor. Romalılar tarafından tarımsal sulamada kullanılmak için yapılmış. Bugünse bulundukları yer bir turizm merkezine dönüşmüş. Sayıları ilk yapıldıklarında yüzü bulan su dolaplarından günümüze sadece 17 tanesi ulaşabilmiş. En az 2 bin yıllık tarihi olan dolaplardan her birinin ayrı bir ismi var ve isimlerini dönerken çıkardıkları sesten aldıkları söyleniyor.

Humus ve Malule
Hama’yı ve su dolaplarını ardımızda bıraktıktan sonra hedefimiz 50 km. mesafedeki Humus... Humus’taki ilk ziyaret mekânımız ise Suriye’yi İslam topraklarına katan büyük komutan Halid Bin Velid adına yaptırılan cami ve bahçesindeki türbe. Burada edindiğimiz etkileyici izlenimlerin ardından akşam yemeği için Humus-Şam yolu üzerindeki bir dinlenme tesisine geçiyoruz. Yemeğin ardından geç saatlerde ulaştığımız merkez, Malule oluyor. Malule beldesi, dünya üzerinde Aramice’nin halen konuşulduğu tek yer. Nüfusunun yüzde 65’i Hıristiyan olan beldede 2 cami ve 20 civarında kilise bulunuyor. Maluleli Müslümanlar şehrin içinden geçen yolun sol tarafında, Ortodoks Hıristiyanlar da sağ tarafında oturuyorlar. Ancak bu durum iki dinin mensupları arasında bir uzaklığın değil, “yolun iki yanı” kadar bir yakınlığın ifadesi. Çünkü gerek bize anlatılanlar, gerekse kendi şahitliklerimiz farklı din ve milliyetlerden insanların Suriye’de hoşgörü içinde birlikte yaşadıklarını gösteriyor. Malule’nin bir diğer önemli özelliği de Hz. İsa ve Hz. Meryem’in burada 17 yıl yaşadıklarına ilişkin rivayet. Şehir nedenle Suriye’yi ziyaret eden pek çok turistin uğrak yeri oluyor.

Bütün bu hareketli yolculuğun ardından nihayet başkent Şam’a ulaşıyoruz. Ve ülkedeki ilk gecemizi geçirmek üzere beş yıldızlı otelimize yerleşiyoruz.
Şam
Sabah yine yoğun bir gezi programını gerçekleştirmek üzere saat 06.30’da kahvaltımızı yapıyoruz. Ve 07.30’da otelden ayrılarak Şam merkezinde bulunan büyük İslam bilgini Muhittin’i Arabi adına yaptırılmış camiyi kendisinin kabrini ziyaret ettik. Sonrasında sıra Osmanlı’nın Suriye topraklarında bıraktığı en muhteşem hazinelerden biri olan Süleymaniye Külliyesi’ne geldi. Kanuni Sultan Süleyman adına Mimar Sinan tarafından 1554 yılında inşa edilen ve hali hazırda Türkiye Cumhuriyeti tarafından restorasyonu yapılan külliyede Osmanlı hanedanına mensup 17 kişinin kabirleri de bulunuyor. Bu ziyaretimizde en çok etkilendiğimiz an ise şüphesiz Sultan Vahdettin’in mütevazı kabri başında oldu. Son padişahın hüzünlü sonunu burada bir kez daha dinledik:
Sultan, işgal edilen ve tamamen İngiliz hâkimiyetinde bulunan İstanbul’dan doğal olarak bir İngiliz gemisi ile İtalya’ya gönderilmişti. Fakirlik içinde geçen yıllardan sonra hastalığı nedeniyle İtalya’da bir hastanede tedavi gören Vahdettin, burada vefat etmiş ve hastane masrafları ile esnafa olan borçları ödenemediği için cenazesine el konulmuştu. Bunu haber alan Suriyeliler, kendi ülkeleri de Fransız işgali altında olmasına rağmen para toplayıp Sultan’ın cenazesini buraya getirtmiş ve Süleymaniye Külliyesi’ne defnetmişlerdi. Böylece Türkiye’ye giremeyeceğini bilen ancak en azından “Müslüman bir ülke toprağına defnedilmeyi” vasiyet eden Sultan Vahdettin’in bu vasiyetine de Suriye sahip çıkmıştı.

Süleymaniye Külliyesi’nin ardından rotamızı, 1908 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından inşa edilen Hicaz demiryolunun Hicaz İstasyonu’na çevirdik. Ardından, efsanevi Emevi Camisi’ni (Arapların deyişiyle “Camiu Beni Umeyyetel Kebir” veya “El Camiul Emewi”) ziyaret ettik. Gerçekten çok etkileyici bir atmosferi olan bu eser, 705 yılında Emevi halifesi Velid İbn-i Abdülmelik tarafından inşa ettirilmiş. 7 bin metrekare alana inşa edilen camiinin, kıble tarafında 4 tane mihrabı bulunuyor. 4 mihrap, 4 mezhebi temsil ediyor. Camii içerisinde Hz. Yahya Peygamber’e ait olduğuna inanılan mübarek kesik baş da bulunuyor. Caminin kilise olarak kullanıldığı döneme ait bir vaftiz kuyusu da burada halen korunuyor.
Avluda ise Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinden sonra kesik başının defnedildiği türbe ve efsanevi İslam komutanı, devlet adamı, ilim insanı Selahattin Eyyübi hazretlerinin türbesi yer alıyor. Bu türbenin hemen yanı başında ise 1914’de şehit olan ilk pilotlarımızın anıt mezarları var.
Tüm bu etkileyici cami ve kabir ziyaretlerinden sonra II. Abdülhamit döneminde inşa edilen Hamidiye Çarşısı’nı geziyor, alışveriş yapıyoruz. Hemen ardından Küçük Kapı Mezarlığı’nda (Bab Sağir) Bilal Habeşi Hazretleri’nin (ki burası da merkezi Konya’da bulunan Sosyal Araştırmalar Vakfı – SADAV tarafından restore edilmiş) kabri ile aynı mezarlıktaki Kerbela’da canlarına kıyılan 16 ehli beyt şehidinin kesik başlarının bulunduğu türbeyi de ziyaret ediyoruz.
Busra
Şam turumuzun ardından buraya 135 km. mesafede bulunan Busra’ya hareket ediyoruz. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınan Busra’da ilk durak, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in henüz 12 yaşında amcası Ebu Talip ile ticari seferde iken uğradığı Rahip Bahira’nın manastırı oluyor. Ardından yaklaşık 3 bin yıllık geçmişe sahip Nabatilerden kalan antik kenti uzun bir yürüyüş sonunda görme fırsatı buluyoruz. Bu kent içerisinde Selçuklular dönemine ait bir hamamın kalıntıları, Hz. Ömer Camii’si, Roma dönemine ait merkez çarşı, Kral Yolu ve su sarnıcı ile antik tiyatroyu geziyoruz. Gezimizin ikinci gününü de böylece tamamlayıp Şam’a geri dönüyoruz.

Dönüş yolunda tekrar Halep
Son gün programımız biraz daha rahat, o yüzden kahvaltımızı yarım saat daha geç yaparak biraz daha uyuma şansımız oluyor. Kahvaltının ardından bu kez geri dönüş başlıyor. Gelirken hızlıca geçtiğimiz Halep’e doğru bu kez daha çok hakkını vererek gezmek için yola çıkıyoruz. Saat 12.00 civarında ulaştığımız şehirde ilk önce meşhur Halep Çarşısı yakınlarındaki, Kerimiye Camisi’ni ziyaret ediyoruz. Burada peygamber efendimize ait olduklarına inanılan ayak izleri de bulunuyor. Ardından Halep Çarşısı içerisinden geçerek ulaşılan ve restorasyonu yeni tamamlanmış ve Hz. Zekeriya’ya ait olduğuna inanılan kabrin de bulunduğu Emeviye Camisi’ni ziyaret ediyoruz.
Ve sıra şehrin üzerinde bir kartal yuvası gibi yükselen Halep Kalesi’ne geliyor. Hendeği, sarp yamacı ve yüksek surları gerçekten ihtişamlı bir yapı var karşımızda. Türkiye’ye dönüşten önce son saatlerimizi geçirdiğimiz Halep Çarşısı’nda ise vizesiz seyahatin en etkileyici sonucu olarak çok miktarda Türkiyeli misafirin alışveriş yaptığını görüyoruz. Saat 15.00 sularında meşhur Halep tatlılarının satıldığı Semiramis Tatlıcısı’ndan tatlılar alınarak İstanbul’a dönmek üzere Gaziantep’e doğru yola çıkıyoruz.

TAVSİYELERİMİZ
1- Alışverişlerinizde Suriye Lirası ve Türk Lirası’nı kullanabilirsiniz.
2- Suriye’de özellikle Türkiye’den gelen turistlere sempatiyle baktıklarını bilmenizde fayda var.
3- Suriye mutfağı çok zengin ancak bunu lokantalarda pek göremezsiniz. Şayet kumanya hazırlama imkânınız yoksa lokantalarda sadece et türleri bulunuyor.
4- Müze ve kale ziyaretleri için 5 TL değerinde Suriye Lirası alınıyor. Tarihi mekânları ziyarette herhangi bir ücret alınmıyor.
5- 1000 Suriye Lirası yaklaşık 35 Türk Lirası’na tekabül ediyor.
6- Türkiye’ye göre fiyatların çok ucuz olduğunu söyleyebiliriz.
7- Kadınların dini mekânları ziyaret için tesettür kıyafetleri bulundurmaları gerekiyor.
8- Ülkeye girişte çay ve şekerin sokulması yasak. Gümrük kapıları özellikle bu konuda hassasiyet gösteriyor.
9- Türkiye’ye kişi başına en fazla 2 kilo çay sokma imkânınız bulunuyor.
10- Suriye’de alışveriş yapmak istiyorsanız sabun, inci, tatlı ve şallar alabilecekleriniz arasında yer alıyor.



