Ana Sayfa Basın Açıklamaları
Category

Basın Açıklamaları

15 TEMMUZ DARBE TEŞEBBÜSÜ SONRASINDA YAPILAN YARGILAMALARA VE YAŞANAN

HUKUKİ SÜREÇLERE DAİR

Terörist başı Fethullah Gülen’in başını çektiği FETÖ, 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunarak, milli ve manevi değerlerimizi yok etmek, ülkemizi dış güçlerin işgaline açık hale getirmek amacıyla, meşru hükümeti devirerek kendi hain emelleri doğrultusunda tüm Türkiye’yi hedef almıştır. Bu saldırı başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Hükümetimiz olmak üzere milletimizin cesur direnişi ile durdurulmuştur.

Bilindiği gibi FETÖ, devlet içinde sinsice ve sistematik olarak kadrolaşmış, kendi mensuplarını ve kendinden olanları kollayarak bu kimselerin görevlerinde yükselmelerine zemin hazırlamıştır. Ancak bugün gelinen noktada, devletimiz bu büyük ve hain yapının kullandığı gizli programları ve uygulamaları Yargının ve siyasi iradenin çabalarıyla büyük oranda çözmüş, somut deliller ele geçirilmeye başlanmıştır.

Ülkemizin şu an içinde bulunduğu durumda; FETÖ/PDY yargılamalarında kimi zaman usuli yanlışlıklar yapıldığı, kimi zaman ise zan ile hareket edilerek Anayasa ve Uluslararası sözleşmelerle korunan temel haklara zarar verildiği iddiaları bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle Ergenekon- Balyoz ve 28 Şubat gibi eski darbe girişimlerine karşı yürütülen yargılamalarda düşülen hataların tekrarlanmaması, davaların amaçlarından saptırılmak suretiyle içlerinin boşaltılmaması ve amacın aşılarak asli faillerin yanında masumlara el uzatılarak yargılamaların ciddiyetinin bozulmaması gerektiği kanaatini taşımaktayız.

Bu hususta son dönemde çok tartışılan Ömer Faruk KAVURMACI’nın tahliyesi, kamuoyu vicdanını derinden yaralamış ve Adalete olan inancı zedelemiştir. Söz konusu tahliye hakkında bazı hukuksuzluklar şu şekilde sıralanabilir;

26.01.2017 tarihli “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetim, Dış Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve Nakilleri ile Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Protokol”ün “Hükümlü veya tutukluların muayene ve tedavilerinin yapılacağı hastaneler” başlıklı 34. Maddesinin 3. Fıkrasında açıkça “Hükümlü ve tutuklular, acil haller dışında özel sağlık kuruluşlarına sevk edilemez” hükmü yer almaktadır. Bu hükümden de anlaşılmaktadır ki, özel bir sağlık kuruluşundan alınan rapor, hiçbir şekilde tutukluluk kararının kaldırılması ve hakkında adli kontrol kararı verilmesini sağlamaz. Oysaki şüpheli Ömer Faruk KAVURMACI hakkındaki kararın dayandırıldığı rapor bir özel hastaneye aittir. Şu hâlde böyle bir rapora dayanılarak şüpheli hakkındaki tutukluluğun kaldırılması ve hakkında adli kontrol kararına hükmedilmesi protokole aykırıdır. (http://www.cte.adalet.gov.tr/menudekiler/mevzuat/protokol/P12.pdf)

Kaldı ki 2005 yılından bu yana mevcut olan Epilepsi hastalığının tutukluluk esnasında orantılı olmayan sonuçlara yol açmasına neden olarak gösterilen hususlar, tutukluluk kararı kaldırılmadan, yani adli kontrol hükümlerine başvurulmaksızın tutukluluk devam ettirilerek de giderilebilir. Nitekim şüpheli hakkında Epilepsi tanısı konduğu, şüphelinin dönemsel takibe alındığı, cezaevi koşullarının şüpheli üzerinde olumsuz etkilerinin bulunabileceği, şüphelinin yalnız kalmasının, uzun süre aç kalmasının sakıncalı  olduğu ifadeleri karşısında şüphelinin dönemsel takibi sürdürülerek tutukluluğu devam ettirilebilir.

Bu noktada esas dikkat çekmek istediğimiz husus, benzer durumda, hatta sağlık durumu daha ciddi olan başkaca tutuklu ya da mahkûmların somut koşullarının aynı hassasiyetle dikkate alınmadığıdır. Oysaki Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesinin herkese, başkaca hiçbir kıstas aranmaksızın uygulanması, hukuk devletinin olmazsa olmaz şartlarındandır.

Ayrıca FETÖ’nün 15 Temmuz 2016 gecesinde gerçekleştirdiği hain darbe girişimi neticesinde, FETÖ mensubu hâkim-savcılara, askerlere-polislere, öğretmenlere ve bilumum kamu görevlilerine karşı haklı olarak gerçekleştirilen meslekten ihraçlar ve tutuklamalar karşısında, bu yapıya ait bir kısım insanların özellikle korunduğuna dair kamuoyunda ciddi bir algı ve tepki bulunmaktadır. FETÖ/PDY terör örgütü soruşturmaları kapsamında son günlerde verilen tahliye kararları, kamuoyunda var olan, güçlü konumdaki kişilerin korunduğuna dair algıyı kuvvetlendirmiş ve hukuki sürece dair umutları zayıflatıp vicdanları yaralamıştır. Buna benzer tahliyeler toplumda, güçlülerin değil zayıfların cezalandırılacağını ve bu şekilde bu sürecin kapanacağına dair inancı artırmıştır. Hukuk önünde herkesin eşit olduğu, hiç kimsenin, makamı ve sıfatı ne olursa olsun, hukuk karşısında ayrıcalığa sahip olmadığı gerçeğini belirtmek isteriz.

Bu açıklamalarımız ışığında;

15 Temmuz kalkışmasını gerçekleştiren asıl faillerin ve bunlara destek veren FETÖ mensuplarının cezalandırılmasını,

İslami hassasiyetleri olan herkesin potansiyel FETÖ mensubu olarak değerlendirilmesi tehlikesi ve endişesi karşısında ülke sathında yeknesaklığın sağlanması ve bu anlamda yargılamalara ve ihraçlara ilişkin kriterlerin netleştirilmesi gerektiğini,

Kamuoyunda, FETÖ soruşturması bahanesiyle, devlet kadrolarındaki, FETÖ ile ilgisi bulunmayan kökleri bu topraklarda olan yerli ve milli, mütedeyyin insanların da tasfiye edilmeye başlandığı yönünde oluşmaya başlayan algının önüne geçilmesi ve bu yöndeki mağduriyetlerin önlenmesi için hukukun ilkeleri doğrultusunda soruşturmaların yürütülmesi, aksi halde toplumsal bir travmanın oluşacağının gözden kaçırılmaması,

Mağdurların tespiti bakımından 685 sayılı KHK ile Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun 23.01.2017 tarihinden itibaren 1 ay içerisinde kurulacağı hükmüne yer verilmiş olmakla birlikte, yaklaşık 4 ay geçmesine rağmen mağduriyetlerin giderilmesine yönelik komisyonun maalesef kurulamadığı ve işbu komisyonun bir an evvel kurulup, mağduriyetlerin giderilmesine dair işlemlerin hızlandırılması gerektiğini,

Bu yargılamalar gerçekleştirilirken kamuoyu vicdanının yaralanmaması için, azami hassasiyet gösterilmesi gerektiğini, bilumum kamu görevlilerine operasyonlar yapılırken, adalet-hak-hakikat ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğine dair kanaatlerimizi kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz.

  Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu

11 Mayıs 2017 1 comment
1 Facebook Twitter Google + Pinterest

Hukukçular Derneği Üyeleri Taksim Tünelde Türkiye Hukuk Platformu  çadırında 3 Basın Açıklaması ve bu çerçevede etkinlikler gerçekleştirdi.

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ VE İSTANBUL BAROSU TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN “HAYIR” KAMPANYASINA KARŞI
BASIN AÇIKLAMASI

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun ve İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun referandum hakkındaki açıklamalarını ve yürüttükleri “Hayır” kampanyasını, mensubu olduğumuz Hukukçular Derneği başta olmak üzere, hukukla ilgili STK’lar ve hepimizin çatısı altında birleştiği Türkiye Hukuk Platformu adına desteklemediğimizi ve bu kampanyaya karşı olduğumuzu deklare ediyoruz. Bu bağlamda, Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu’nun bizi temsil etmediğini de tüm kamuoyuna ilan ediyoruz.

Avukatlık kanununda, çok açık bir şekilde baroların öncelikli vazifesinin, mesleğini ve meslektaşlarının hukuki haklarını savunmak olduğu ortaya konmuştur. Meslektaşların ve özellikle genç hukukçuların bu kadar sorunu varken, baronun bunlarla ilgilenmeyip sadece siyasi muhalefetin bir parçası olmaya azmetmesi, öncelikli olarak avukatlık mesleğine zarar vermektedir. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun ve İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun geleceğe dair siyasi hedefleri varsa, bunu baro üzerinden yapmamalarını, cüppelerini çıkarıp siyaset yapmalarını tavsiye ediyoruz.

Baronun maddi imkanları, zorunlu olarak üye olan avukatların ödediği aidatlarla karşılanmaktadır. Bu bakımdan, zorunlu üyelik üzerinden meslektaşların baroya yapmış olduğu katkının bir siyasi kampanya için harcanmasını, Türkiye’nin en büyük hukuk STK’sı olan Hukukçular Derneği ve hukukla ilgili 20 STK’nın kurduğu Türkiye Hukuk Platformu olarak, açıkça kabul etmiyoruz.

Barolar Birliği’nin ve İstanbul Barosu’nun yürüttüğü bu siyasi kampanya sürecinin hukuki ya da etik yönden kabul edilebilir bir yanı olmadığını vurguluyor, bu yanlıştan bir an önce dönülmesi için çağrı yapıyoruz. Ayrıca, hukuk STK’ları olarak “Evet” demenin, Türkiye’nin çıkarına, istikrarına ve geleceğine dair çok önemli hukuki ve fiili gerekçelere dayandığını savunuyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Bugün gerçekleştirilen Basın Açıklamalarımız ile ilgili görseller

6 Nisan 2017 0 comment
0 Facebook Twitter Google + Pinterest

Kendi ifadesine atıfla, depresyonda olan bir hastanın, sırf başörtü taktığı için bir kız çocuğuna fiili saldırıda bulunması, hakaret ve tehdit etmesi olayını maalesef üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.

Toplumun değerlerini yok sayan,aşağılayan; kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştiren, düşmanlaştıran; dünyada üzerinde düşünülmeye değer tek düşünce olarak kendi düşüncesini gören hastalıklı anlayışın bir tezahürü de dün İstanbul’da kendini göstermiştir. Kendi ifadesine atıfla, depresyonda olan bir hastanın, sırf başörtü taktığı için bir kız çocuğuna fiili saldırıda bulunması, hakaret ve tehdit etmesi olayını maalesef üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Kendi düşünce ve yaşam tarzlarına, haklı olarak, müdahale edilmemesini isteyen herkesin evvela başkalarının özgürlüklerini teminat altına almaları gerekmektedir. Dünyanın varoluşundan beri farklı insanlar ve farklı düşünceler var olagelmiştir. Bundan böyle de böyle olacağını söylemek bile yersizdir.

Bu durumda insanların bir arada, insanlık ortak değerleri çerçevesinde yaşayabilmesi için evvela zihinlerde bu gerçeğin kabul edilmiş olması gereklidir.

Bizce her düşünce ve yaşam tarzına, benimsenmese de, saygı duyulmalıdır. İnsanlık tecrübesi ve bu tecrübelerden neşet etmiş hukuk kuralları bunu zorunlu kılmaktadır.

Bu bağlamda bu tarz saldırıların ancak hastalıklı bir ruh yapısından kaynaklanabileceği muhakkaktır.

Bu tip saldırıların, toplumun birlikte yaşama arzu ve düşüncesine yapılan provokatif bir saldırı olduğu gerçeği de ortadadır.

Elbette bu saldırının hesabı hukuk nezdinde sorulacaktır. Hukukçular Derneği olarak olayda mağdur çocuğun yanında olduğumuzu ve her türlü hukuki desteği vereceğimizin bilinmesini isteriz.

Bu ülkede bir daha asla kimse bir başkasının düşüncesine ve yaşam tarzına saldırmayı aklından bile geçirmemelidir. Hiçbir neden bu sebeple bir saldırıyı, hakareti meşrulaştıramaz.

Bu vesileyle saldırıya uğrayan çocuğa, ailesine ve mensubu olduğu düşünce sahiplerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve bunun bu ülkedeki son saldırı olmasını temenni ediyoruz.

Farklı renklerin bir arada yaşadığı bir çiçek bahçesinde yaşama umudumuzu yineliyoruz.

Saygılarımızla…

HUKUKCULAR DERNEGI

15 Şubat 2017 0 comment
0 Facebook Twitter Google + Pinterest

Masum onlarca insanımız alçak bir terör saldırısının kurbanı olmuştur. Terör yine hedefinden sapmamış; ülkenin birlik ve dirliğine saldırmıştır.

Yeni bir umutla girilen yeni yılın ilk saatleri maalesef vahşice bir terör saldırısına tanıklık etmiştir. Masum onlarca insanımız alçak bir terör saldırısının kurbanı olmuştur. Terör yine hedefinden sapmamış; ülkenin birlik ve dirliğine saldırmıştır. Ülkenin farklı yaşayış ve inanışına sahip insanların hassasiyetlerini harekete geçirmeye matuf bu tip saldırıların amacının provokasyon olduğu açıktır.

Bir yandan farklı düşünen ve yaşayan insanlar arasına kin ve nefret tohumları ekmek bir yandan da insanların umudunu kırmak üzere programlanan bu saldırıların kaynağının her zaman aynı olduğunun bilincinde olunması elzemdir.

Öte yandan bu saldırıyı bahane ederek hemen, kendisi gibi düşünmeyen insanları fail ilan etmek hem terörün amacına hizmet etmektir hem de akılla izahtan varestedir. Bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığımızın yapmış olduğu, “Bu insanlık dışı katliamın bir pazarda ve bir mabette yapılmasıyla eğlence yerinde yapılmasının her hangi bir farkı yoktur. Teröristlerin hedefi mekanlar değil, insandır, ülkedir, millettir ve topyekün insanlıktır.” şeklindeki açıklaması esasen bam teline dokunmuş bir açıklamadır.

Bu tip saldırılar karşısında, terörün amacına ulaşmaması için her zamanki gibi sükunet, suhulet ve birliğimizi korumamız gerekmektedir. Ve yine bu tip saldırıların bizi yıldıramayacağını bir kez daha belirtme gereği hasıl olmuştur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Hukukçular Derneği

1 Ocak 2017 0 comment
0 Facebook Twitter Google + Pinterest

Suriye’de savaşın başından bu yana birçok savaş suçu, insanlığa karşı suç işlenmekte ve son olarak da özellikle Halep’te yaşanan sivil katliamı tüm dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir.

Ağustos 2011’den bu yana tespit edilebilen 450.000 (dört yüz elli bin) insan öldürülmüştür. Tespit edilebilen 1 milyon 800 bin insan yaralanmış, binlerce insan tutulmuş, işkence görmüş, yaşı çok küçük olanlarda dahil 6000 kadın tecavüze uğramıştır. Binlerce Suriyeli yerinden olmuş kimisi göç yollarında hayatını kaybetmiş, aileler parçalanmıştır.

Suriye’de işlenen savaş suçları ve insan hakları ihlalleri nedeniyle Türkiye’nin evrensel yargı yetkisi de göz önünde bulundurularak bu suçların faillerinin cezalandırılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Yapılan suç duyurusunda Beşşar Esad ve onun emir komutasındaki tüm faillerin işlediği suçlar ortaya konulmuştur. Deliller de dilekçe eki olarak sunulmuştur.
Özellikle Halep bölgesinde son 1 yılda katledilenlerden isimlerine ve bilgilerine ulaşılan ve tamamı sivil olan 4725 maktulün ismi ve bilgileri dilekçede yer almaktadır. Bu kişiler kız ve erkek çocuklarla beraber çeşitli yaşlarda yetişkin kadın ve erkeklerden oluşmaktadır. Bazıları bombalarla, bazıları işkenceyle bazıları ateşli silahla infaz edilerek katledilmişlerdir. Dilekçede ayrıca ismi tespit edilmiş nerede tutulduğu kesin olarak bilinmeyen rejim güçlerince hapsedilmiş ve işkence gördüğü tahmin edilen 100 ün üzerinde isim de yer almaktadır.

Katliamlar, kimyasal silah kullanımı, varil bomba ve misket bombaları kullanımı, tecavüz ve cinsel suçlar, işkence ve kötü muamele, aç bırakma, okul ve hastanelere yapılan saldırılar, insani yardım araç ve görevlilerine yapılan saldırılar bu suç duyurusu dilekçesinde detaylı olarak yer almaktadır. Mart 2011 den bu yana ve halen devam eden günlerde işlenen soykırım, insanlığa karşı suç, kasten adam öldürme, kasten adam öldürmeye teşebbüs, nitelikli kasten yaralama, kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, işkence ve eziyet, cinsel saldırı suçları Ulusal ve uluslararası mevzuata göre cezalandırılması gereken suçlardır.

Suriye’de işlenen suçlar ile birçok uluslararası sözleşme maddesi de ihlal edilmiştir. Uluslararası İnsancıl Hukuku kavramlaştıran Cenevre Sözleşmelerinde kasten öldürme; işkence veya insanlık dışı muamele; kasten büyük acıya sebebiyet verme veya büyük tahribat; askeri ihtiyaçlardan kaynaklanmayan kanunsuz olarak ve zorbalıkla veya vücut bütünlüğüne ve sağlığa zarar vererek mülkiyete el koymak ve savaş hukukunun diğer ciddi ihlalleri sözleşmenin “ağır ihlaller” tanımlamasına dahil edilmiştir. Cenevre sözleşmelerinde yer alan “ağır ihlaller” tanımına uyan sayısız suç Suriye’de işlenmiştir.

Uluslararası Ceza yargısının dışında Evrensel Yargı Yetkisi gereği; Türkiye yargı mercileri de bu savaş suçlarını işleyenleri yargılama yetkisine sahiptir. Sanıklar bu suçları tüm dünyanın gözü önünde işlemişler ve işlemeye devam etmektedirler. İşlenen suçlar hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sabittir.

Sanıklar, uluslararası hukuk (Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, İnsancıl Hukuka İlişkin Sözleşmeleri, BM sözleşmeleri) ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen insanlığa karşı suç normlarını ihlal etmişlerdir. Bu suçlardan dolayı sanıkların cezalandırılmaları amacıyla haklarında KAMU DAVASININ AÇILMASI, olası yeni katliamların önüne geçmek için ivedilikle talep edilmiştir.

Suç duyurusu dilekçesi Hukukun Üstünlüğü Platformu, Hukukçular Derneği, Uluslararası Hukukçular Birliği adına Av. Necati Ceylan, Av. Yasin Şamlı, Av. Mehmet Sarı, Av. Gülden Sönmez’in şikayeti ile 26.12.2016 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yapılmıştır.

28 Aralık 2016 0 comment
0 Facebook Twitter Google + Pinterest

Hukukçular Derneği olarak bu davanın insanlık onurunun korunması anlamında çok önemli bir dava olduğunun idrakindeyiz. Başından beri müdahili ve takipçisi olduğumuz bu dava insanlığın davasıdır.

Masum ve mazlum insanlara insani yardım götürmekten başka bir amacı olmayan, insanlık vicdanının sesi olarak, bir grup insan Mavi Marmara adlı gemide, tüm evrense hukuk ilkeleri ayaklar altına alınmak suretiyle katledilmiş ve kötü muameleye maruz kalmışlardı. Bu barbarlığı yapan kişilerin adalet önünde hesap vermesi kaçınılmazdı. Nitekim bu meyanda dünyanın birçok ülkesinde bu haydutlara karşı davalar açıldı. Bu davalardan biri de Türkiye’de açılmıştı. Ancak mahkeme son gelişmeler doğrultusunda hukuki olmayan bir tavır sergileme eğilimine girmiştir. Son duruşma hakimlerin davayı düşürme; müdahil avukatların da davayı düşürmeme noktasında çetin bir mücadelesi ile geçmiştir. Nihayetinde 12 saati aşkın bir süre süren duruşma 9 Aralık 2016 tarihine ertelenmiştir.

Bu olayda, savunmasız ve silahsız 10 kişi tam donanımlı ordu mensupları tarafından yakın mesafeden ve taammüden katledilmiştir. İnsanlar işkence ve kötü muameleye tabi tutulmuştur. İnsanlar kasten ve taammüden yaralanmıştır. İnsanlar kaçırılmış ve alıkonulmuştur. Kadınlara ve erkeklere tacizde bulunulmuştur. Hülasa insanlık onuruna karşı suç işlenmiştir.

Hukukçular Derneği olarak bu davanın insanlık onurunun korunması anlamında çok önemli bir dava olduğunun idrakindeyiz. Başından beri müdahili ve takipçisi olduğumuz bu dava insanlığın davasıdır. Burada yargılananlar insanlığa karşı suç işlemişlerdir ve cezalandırılmaları gerekmektedir. Siyasi mülahazalar bu davanın kapsamı dışındadır. Bu saiklerle karar vermek hukuku ayaklar altına almak olacaktır. Bu hukuk tanımaz kişilerin aklanması anlamına gelecektir. Bu insanlık gemisinde hayatını kaybedenlerin eli yakamızdan düşmeyecektir.

Bu nedenle mezkur davanın hukuka uygun ve adil bir şekilde sonuçlanması için davanın tüm paydaşlarının desteğini beklemekteyiz.

İnsanlığın bir kalesi daha düşmesin istiyoruz.
Hukuk ve adalet galebe çalsın istiyoruz.
Hukuk tanımazlar cesaretlenmesin istiyoruz.

HUKUKÇULAR DERNEĞİ

Mavi Marmara Davası; Anlaşmaya ilişkin kanuna istinaden 4. Madde kapsamında Muaf tutulma ibaresi kovuşturmaya engel olup Düşürülmesine Yakalama kararının kaldırılmasına karar verildi

9 Aralık 2016 0 comment
0 Facebook Twitter Google + Pinterest

Dernek Başkanımız Av. Mehmet Sarı, Hukukçular Derneği eski başkanlarından sayın milletvekili Av. Cahit Özkan “Yasin Börü” davası avukatlarından Av.Murat Sadak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Yasin Börü” davasına ilişkin olarak basın açıklaması yaptılar.

17 Şubat 2016 0 comment
0 Facebook Twitter Google + Pinterest

Hukukçular Derneği Gençlik Komisyonu tarafından 5 Ekim pazartesi 13.00 İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde Diyarbakırda hunharca katledilen Yasin Börü ve arkadaşları hakkında basın açıklaması gerçekleştirdi.

Sayın Basın Mensupları; Kamuoyunun da malumu olduğu üzere, 6-7 Ekim 2014’te İŞİD’in Kobani’ye saldırısını bahane eden HDP, DTK, DBP ve KCK’nın “Süresiz Eylem” çağrısıyla 40’a yakın ilde 50’yi aşkın vatandaşın ölümüyle sonuçlanan olaylar gerçekleşmiş, birçok ilde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Kurban Bayramının 3. ve 4. gününde de devam eden olaylarda Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi, Şeyh Şamil Mahallesi’nde kurban eti dağıttıkları sırada bir grup saldırgan, Yasin Börü, Ahmet Dakak, Riyad Güneş ve Hasan Akğöz’ü hedef haline getirmiş ve bu kişileri bıçaklayarak öldürmüşler, cansız bedenlerini yerlerde sürüklenmişlerdir. Gözü dönmüş saldırganlar bununla da yetinmeyip cesetleri ateşe vererek tanınmaz hale getirmişlerdir. Meydana gelen bu olaylarda yalnızca kurban eti dağıtan bu dört masum kişi hedef alınmamış, HDP’nin ve terör örgütünün dayatmalarına boyun eğmeyen bölge halkı da topyekun hedef alınmıştır. Vahşice gerçekleştirilen saldırılar ve cinayetler tam da “Milli Birlik ve Kardeşlik” duygularının yoğunlaştığı günlerde vatandaşı birbirine kırdırarak barış ortamını kaos ortamına çevirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Onlarca insanın vahşice katledildiği, yüzlercesinin de çeşitli şekillerde zarar gördüğü, ülke gündemini uzunca bir süre meşgul eden bu organize saldırılar neticesinde ilk gözaltılar ancak 03/12/2014 tarihinde gerçekleşebilmiş, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davalar, güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alınmıştır. Bu dört gencin infazı ve meydana gelen diğer ölümler “canavarca hisle işlenen cinayet” tanımını aşan, tüm ahlaki ve etik değerlerin ötesinde topumun tüm dinamiklerini alt üst eden insanlığa karşı işlenmiş örgütlü cürümlerdir. İddianamede sanıkların “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme,” suçundan cezalandırılmaları istenmiştir. Oysa 6- 7 Ekim olaylarını gerçekleştiren tüm faillerin aynı zamanda TCK.’ nın 77. maddesinde düzenlenen “insanlığa karşı suçlardan” da yargılanmaları gerekmektedir. Gerçekten de HDP ve PKK’nın çağrıları üzerine 6-7 Ekim olaylarında, sadece belli bir camia, örgüt, parti vs değil; tüm dindar insanlar, özellikle bölge insanı sistematik olarak hedef alınmıştır. Bu dosyanın soruşturma aşaması maalesef çözüm sürecinin kurbanı olmuştur. Bu vahşi eylemler, sadece bir kısım tetikçilerin üzerine havale edilerek, olayın asıl müsebbibi ve organizatörü olan gerek PKK/KCK, gerekse HDP/DBP yöneticilerinin hiçbiri soruşturmaya dâhil edilmemiştir. Olaylar Öncesinde parti genel merkezinden yapılan sokağa çıkma çağrıları, Murat Karayılan’ın verdiği ropörtajda 6-7 Ekim olaylarını üstlenmesi ve soruşturma dosyası birlikte gözönüne alındığında olayların terör örgütünün ve uzantılarının çağrısı üzerine başladığı açıktır. Bu olayların arka planında yer alan ve gerçek failler kadar suçlu terör örgütünün sorumlularının, sokağa çıkma çağrısı yapan sözde siyasi parti liderinin de soruşturmaya dahil edilip cezalandırılmadığı sürece kamuoyu vicdanı rahat etmeyecektir. Biz gençler; soruşturmanın genişletilerek, 6-7 Ekim olayların bütün sorumlularının, azmettiricilerin, organizatörlerin, tetikçilerin kısaca tüm faillerin cezalandırılması için Ek İddianame ile kamu davası açılmasını, kovuşturma aşamasının da hiçbir sürece, konjonktüre kurban edilmemesini istiyor, yargı sürecinin tüm yönleriyle bağımsız bir şekilde işletilerek sorumluların hak ettikleri ceza ile cezalandırılmalarını bekliyoruz. İnsanlık dışı fiillerle şehit edilen kişilerin, yakınlarının ve milletin haklarının korunduğu, faillerin, azmettiricilerinin, kısaca tüm gerçek faillerin layığı ile cezalandırıldığı bir dava süreci yürütülmesi en önemli beklentimizdir. Olayların yıldönümüne birkaç gün kalmışken Ankara 2. Ağır ceza Mahkemesi’nde ancak ilk duruşmanın yapılabildiği bu günde, bizler de Yasin Börü ve arkadaşlarının davasının her daim takipçisi olacağımızı, asla sahipsiz bırakmayacağımızı ve İstanbul Adalet Sarayı önünden adaletin tesisine olan inancımızla adalet arayışına destek verdiğimizi, mazlumların sesine ses vermeye devam edeceğimizi ilan ediyoruz. Vicdan sahibi herkesi bu çağrıya kulak vermeye, mazlumun yanında ,zalimin karşısında olmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz.

28 Kasım 2015 0 comment
0 Facebook Twitter Google + Pinterest
Newer Posts